7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

Eveeeet Tilki'nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır diye boşuna dememişler. Tatil kısa sürdü, tadı damağımda kaldı ama işimi ve Istanbul'daki hayatımı da çok özlemişim. Yani insan ne kadar kendini tutmaya da çalışsa (benim gibi boğazına düşkün bir insan için bu çoğu zaman mümkün olmuyor) açık büfe olayı çok tehlikeli. Tatilden kilo alıp gelmek buna diyorlar herhalde. Ayol herkes yazın kilo verir ben kışın verip yazın alıyorum çok fena halde bir terslik var bu durumda. Insülin direncim için içtiğim ilaç uzun zamandır esamesi okunmuyor. Doktorun dediği günde 5 öğün yemek genelde 2 olarak günü tamamlıyor. Bu çoğu zaman öğle sularında yapılan bir kahvaltı ve akşam 22 civarında yenen bir akşam yemeği ile son bulan bir gün içinde ne kadar sağlıklı kalınabilir ve insülin direnci nasıl düzgün bir seviyede tutulabilir sorarım size.

Bir önceki yazımda kaldığımız otelin ne kadar çevreci uygulamaları var onları yazacağıma söz vermiştim. Bloguma bakarken uzun süredir yazmadığımı fark ettim ve bu arada verdiğim sözü de yerine getireyim dedim. Otel çevreci miydi yoksa ekonomik bir saikle mi o uygulamaları başlattı bilemiyorum ama havluları hergün değiştirtebilirsiniz, yere atarsanız değiştir askıda bırakırsanız ya da koltuk üzerinde o zaman değiştirme demekmiş. Biz tabi ki yere atmadık kendilerini sürekli el üstünde tuttuk ki zırt pırt yıkamaya gitmesin. 6 günde 6 defa değişen 6 adet havlu demek 36 adet havlunun yıkanması, kurutulması, ütülenmesi bu oranda su, sabun(korkunç kimyasaaaal) ve elektrik tüketimi demek olacak. Güzel bunu çoğu otel yapıyor zaten. Sanırım aynı sebeplerden çevreyi düşünmekten ziyade kendi ceplerini düşündükleri için. Ama olsun bu da bir yol. Ha bir de çarşaflar var ki onlar zaten daha da fena. Sorarım size kim evinde hergün çarşafını değiştiriyor, havlusunu değiştiriyor. Biz vallaha değiştirmiyoruz. Havlu daha sık değişebilir ama çarşaf bence 10-15 gün ideal bir süre. Eee tatildesin diye hergün mis temiz çarşafta yatmanıza ne gerek var. Üzerine bir çevreci kart bırakırsanız değiştirmiyorlar ama jilet gibi düzeltiyorlar bırakmazsanız o kartı o zaman fırt değiştiriveriyorlar. Tabi biz ne yaptık kartı hergün üzerine koyduk. Bir gün koymayı unutmuşum fırt değiştirmişler çok sıkıldım ama yapacak birşey yok. Gidip çamaşırhaneden kendi çarşafımızı bulma şansım yoktu:-)

Tüm bu uygulamalar çoğu işletmenin çevreci uygulama altında yaptığı ama aslında kendi bütçeleri için yaptıkları uygulamalar. Ben esas bu tip bacasız fabrikalarda, çevre için başka neler yapılıyor mesela onu merak ediyorum. Su arıtmaları ne durumda, Otellerin mutfaklarında kullanılan cihazlardan çıkan bir gaz var mı acaba doğayı kirleten ne bileyim mesela otelin tüüüüüm çamaşırları ne ile yıkanıyor çok mu kimyasal yoksa ekolojik yıkama malzemeleri kullanıyorlar mıdır? Ama maalesef ben birirsine ekolojik bir konuda soru sorunca mesela biz organik şeylerle masaj yapıyoruz diyen masajı anlatan adama aaa sertifikası nedir diye sorunca eşim gözlerini pörtletip artık ...... çıkartma organik dedi işte adam bakışı attığı için otelin yetkili personeline çevreci uygulamalar ile ilgili sorular soramadım.

Çocuk konseptli otele gitmekten bir süreliğine vazgeçtim şimdi merakla Side'de sanırım bir ekolojik otel varmış onu denemeyi bekliyorum. Araştırma yapıp hatta ileride bir gün deneme fırsatım olursa kendileri hakkında da yazmak isterim.

Sevgiyle kalın

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Ne Tatil Ama

Ne kadar zamandır soluksuz çalıştık bilemiyorum. Yeni bir iş bir sürü sorumluluk hatta bir sürü sorun derken kısa bir tatil kısmet oldu bize de. Eşim artık sürmenaj olmak üzereydi. Daha fazla dayanamayacağım kısa bir nefese ihtiyacım var dedi. Bizim geleneksel aile tatilimiz her yıl bir hafta gibi kuşadasında geçiririz. Harika bir otel var. 10 yıl oldu mu bilemiyorum ama Ali yoktu hatta evlenmemiştim biz oraya gitmeye başladığımızda sanırım. O zaman 10 yıl olmuştur. Pine Bay diye bir otel. Harika bir yerdir. En iyi tarafı denizi. Hiç Kuşadasının içindeki sahil gibi değil. Otel bir koya kurulu adından da tahmin edilebileceği gibi çamlarla kaplı. Tesis tüm koyu kaplıyor. Ellerinden geldiğince doğasına zarar verilmeden yapılmaya çalışılmış. Herşey çok güzel. Bu sene ramazan ve ev tadilatları münasebetiyle biraz geçe kalınca bu aile tatili eşim dedi ki dayanamıyorum kaçalım Istanbul'dan 4-5gün bile yeter nefes almam için. Kadınlar daha mı dayanıklı oluyor yoksa ben onun kadar çok sorunla uğraşmıyor muyum bilmiyorum ama bana o kadar bunaltı gelmiyor Istanbul'da. Tabi kim sevmez tatili belki de ben kendi işimi yapıyorum gece gündüz sabah akşam iş yapıyorum, Ali Bey ile ilgilieniyorum, evin işleri ile ilgileniyorum, vergi, ödeme, banka işleri falan derken bir sn boş vaktim olmuyor ama olsun şikayet etmiyorum. Allah sağlık ve güç kuvvet versin yaparım diyorum. Belki de kadınların genetik kodlaması böyle ya da benim annemin genetik kodlamsı bize de sirayet etmiş. Günlük eziyet dozumuzu almazsak rahat etmeyiz biz Reşat'In kızları ile torunları. Teyzoşlarım da annecim de hep öyledir. Saç süpürge olmalı hem de neredeyse herkes için yapılmalı. En çok da eş, çocuklar, akrabalar, arkadaşlar, komşular derken bu liste uzar gider. Allah allah konu nasıl buraya geldi. İşte pırtı çeneliğimin bir örneği daha. Ne anlatacaktım nerelere geldim. Sonuç olarak eşimle ve oğlumla kısa ama güzel bir tatile çıkmaya karar verdik veeee işte Antalya'dayız. 41 derece sıcakta ama hayatımızdan memnunuz. Ama en memnun olanımız Ali Bey. Inanamazsınız tatilin keyfini o çıkarıyor. Bizi de olabildiğince sömürüyor. Okul tatil olduğunda şöyle söylemişti anne bütün kış Elifle (bakıcımız) oturdum yazın benim de tatile ihtiyacım var. ELif gitsin biz de tatile gidelim. Evet arkadaş bu şekilde yaklaşıyor olaya. Kışın anne baba çalışır o da okula gider yazın 3 ay tatil yapılır maaile ve non-stop kendisi ile ilgilenilir. Neyse olay biraz açıklandıktan sonra malumunuz üzere arkadaş Ankara'ya gitti. Annenecik ve Yektacık inanılmaz bir performans sergilediler. Arkadaş Ankara'dan gelmek istemedi. Lakin 15 sene sonra anneannecik Yektacığı ev tadilatı için ikna ettiğinden bu yıl ev tadilata girdi ve Ali Bey Istanbul'a döndüüüüü. Şimdi Ankara'daki tadilatın bitmesini büyük bir hevesle bekliyor. Zira Ankara'da kral Ali Bey.
Gelelim Antalya'daki tatile. Burası çocuk konseptli 2007'de açılan bir otel. Arkadaş hayatından çok memnun ama şunu söylemeliyim. Orada çocuk konseptli birşey olsun birçok şey onlara göre düşünülmüş olsun bizim canavar bize yapışıp bizi sonuna kadar kullanmakta ısrarcı. Playbarn'a giderken bile pazarlık ediyor. 1 saat sonra mutlaka gelip alın. Ben burda yemek yemem. Bugün gitmem yarın giderim. Kaydıraktan kayalım su kaydıraklarından. Çocuk havuzuna salyım. Dalgalarla boğuşalım. Derken elin anne babalarının neden bebelerin eline PSP verdiğini şimdi anladım. Ali daha bebekti bir restoranda bir aile oturuyor çocuk elindeki PSP'ye kitlenmiş oyun oynuyor kadın ve adam da raha trahat sohbet edip yemek yiyor. Yanlarında 6 yaşında bir erkek çocuk var yok farkında bile değiller. Bazen benim de içimden gelmiyor değil. Bizde PSP hala sınırlı saat kullanılıyor. Ama kurtarıcı olarak yanımda taşımaya başlayabilirim her an. Şimdi gitmem lazım. Otel ile ilgili ve çevreci uygulamaları ile ilgili detayları bir sonrakinde yazacağım.

Sevgiyle kalın

15 Temmuz 2010 Perşembe

15 gün Ali'siz nasıl geçti

Aman Allah'ım ilk günler çok zor geçti.Kendisine belli etmemekle birlikte skype'dan ilk kendisine baktığımda gözlerim doldu. Ilk defa Ali Bey'den uzak kaldık. Hep diyorum zaten çocuklar anne babadan ayrılmaya hazır ama anne babalar özellikle anneler ayrılmaya hazır olmadığı için çocukları eve bağlıyorlar. Eşim Ali Bey'in bu özgür ruhundan, bize bağımlı olmamasından çok memnun. Adam kendi menfaatine olan duruma anında adapte oluyor. Tabi anneannecik ve dedeciğin de rolü büyük. Inanılmaz bir performans sergilemişler. Neredeyse hergün bir program yapılmış. Her sabah bahçede 1 saat bisiklete binme, parkta oynama yapılmış. Bazı günler havuza gidilmiş. Daha ne olsun. Tabi arkadaş geri dönmek istemedi. Yaz sonuna kadar Ankara'da kalacağım diye ısrar etti. Annemlerde de tadilat var ev yıkık ve dökük vaziyette şu anda. Ali Bey de hararetle anneannecikteki tadilatın bitmesini bekliyor. Ankara'ya gidecek. Okul bittiğinde söylediği ilk cümle bütün kış boyu evde Elif'le durdum yazın da durmamı beklemiyorsunuz herhalde. Benim de bir tatil yapmaya hakkım var. Aman Allah'ım biz bu canavara nasıl yetişeceğiz. Bu arada çocuk yokken hayat nasıl geçti diye sorarsanız enteresan bir şekilde yavan geçti. Bir iki akşam sinema yapıldı bir akşam sevdiğimiz bir arkadaşlarımızla yemeğe gidildi başka da birşey yapılmadı hep çalışıldı. Malum Türkiye'nin en bir şahane organik kıyafet markamızı ve zincir mağazalarımızı :-) yaygınlaştırmak için çok çalışmak lazım.

Sevgiyle kalın

8 Temmuz 2010 Perşembe

Havalar Isındı mı? Yaz geldi mi?

Bugün Istanbul'da hava oldukça serin bir esinti bir esinti. Sabah işe gelirken uçuyordum az daha. Mevsimler mi kaydı küresel ısınma dedikleri bu mu acaba? Temmuz ayında havanın böyle olması normal mi? Hava durumu tahmincilerinin söylediği mevsim normalleri mi bu yoksa mevsim anormalleri mi? Zaman içinde yaşadıkça göreceğiz sanırım. Eğer gerçekten küresel ısınmanın yarattığı anormalliklerse o zaman kara bulutları dağıtmak için ne yapmak lazım. Çevreci aktivist biraz da deli olursanız iş kolay. Aman su açık kalmasın, elektrik boşa tükenmesin, arabayı kirli kirli de kullanıyorum ayağımı yerden kesiyor ve istediğim yere götürüyor, kağıtların arkalarını da kullanalım, işi bitince geri dönüşüm çöpüne atalım, satın aldığım ürünlerin ambalajları çok küçük olmasın ki ne kadar az plastik çöpe giderse o kadar iyi olur, organik meyve sebze alalım, Ali Bey'e organik iç çamaşırı olsun, aman konvansiyonel pamuk çok doğayı kirletiyor, organik içerikli sülfat paraben ve petrol türevi girdi içermeyen şampuan, krem olsun hem doğa kirlenmesin hem oğlumun vücudunda kimyasal birikmesin derken derken bir bakmışım hayatım bu çevre hastalığı etrafında dönüyor. Ne yalan söyleyeyim bazen yoruluyorum ama es kaza plastik şişeyi, kullandığım kağıdı normal çöpe atınca vicdan azabı çekiyorum. Diyorum ki daha çok anne bu işe dikkat etse o zaman esas üretim gücü elinde olan dev firmalar da pazar payı kaybı endişesi ile daha fazla çevreye doğaya yönelik üretim iyileştirmeleri yaparlar diye düşünüyorum. Daha çevreci sağlıklı ve güzel bir gün dilerim.
Sevgiyle kalın

25 Haziran 2010 Cuma

Sineklerden uzak durmanın yolları

Geçenlerde bir e-mail geldi. Yabancı bir siteye üyeyim. Ekolojik ürünlere, doğal yöntemlere ve organik ürünlere meraklı bir doktorun sitesi. Oradan gelen e-mailda sivrisineklerden korunmanın yollarını yazıyorlardı.
Birkaç madde ben de onlardan alıntı yapıp buraya koyuyorum.
Çok renkli kıyafetler giymemeliymiş sinekler canlı renkleri tercih edermiş
Sinekler bazı parfümleri tercih edermiş o sebeple şampuan, krem ve sabunlarımızda parfüm ya da esans olmamasına özen göstermeliymişiz
Bir de çok ısırma saatlerinde fazla dışarıda durmayacakmışız. (Bu biraz komik olmuş bence. Yok artık daha neler sivrisinek var diye içeri kapanalım) İlk iki maddeye dikkat edelim. Birkaç tanesi bana yapılamaz gibi geldi.Onları da yazmadım. Durgun sudan uzak duralım. Iyi göl kenarına falan gitmeyiz oralarda hakikaten çok sivrisinek olur. Hem de baba sivriler olur. yedi mi adamı bitirir. Bir de sürülebilecek bir ilaçtan bahsediyor. Ama 3 yaşın altına bu tip ilaçlardan sürmemek gerekiyormuş. Türkiye'de de satılıyor bazı ürünler buna ilişkin. Özellikle lemongrass kokusunu sevmiyorlardı galiba hayvanatlar, bitkisel olup da içinde lemongrass olan bir ürün varsa onu kullanabilirsiniz.Ben de rastlarsam buradan yazarım.

Sevgiyle kalın

23 Haziran 2010 Çarşamba

Nihayet Pasaport Çilesi Bitti

Pasaport işinden ne kadar yoruldum anlatamam. Allahım benim bu ara işlerim hep mi ters gider? Bir ay kadar önce pasaport için randevu aldım 16 Haziran sabahı başvuru için gittim. Sabah 9:30 randevusuydu. Ali Bey'i de istiyorlardı falan neyse. Aynı gün sabah erken bir toplantım var. Ona da katılmam lazım. Falan derken biraz erken gittim. Olur da önümdekilerin işi çabuk biterse hemencik girelim diye. Sabah 8'de Ali Bey uyurken vardık emniyete. Neyse lafı uzatmayayım bizim randevu 9:30 bizi saat 11'de aldılar. Sistem bozulmuş. Önce o tamir oldu. Neyse öbür toplantı badem oldu falan derken saat 11 içerdeyiz. Allah'ım diyorum sana şükürler olsun nihayet pasaport memurunun karşısında popom yer gördü ve oturduk işlemleri yapıyoruz. Benim işlemim bitti imzayı attım. Kısa bir oh çektim. Arkasından Ali Bey'in işlemleri derken memur bey demez mi İlkadım ilçe mi? Benden cevap pardon??? Bizim kütüğümüz Samsun'a kayıtlı. Nüfus cüzdanlarımızda Samsun Merkez yazıyor. Daha 3 hafta önce muhtelif noterlerden muvafakatname düzenletmişiz aynı kimlik ile. Biraz evvel benim işlemimi yapmış olan memur diyor ki nüfus cüzdanı değişmeden bu iş olmaz. Ay çıldırıcam. Samsun'u aradım babam dedi ki evet evladım İlkadım ilçe oldu. Allah'ım beni mi buldun??? Gidersin nüfus idaresine öğle tatili olmadan nüfus cüzdanlarımızın yenisini aldık. Yeniden karakola geldik. Sanıyorum ki hemen alacak işlemi yapacak. Dedi ki sizi yeniden sıraya soktuk. Eksik evraklılar aralarda alınacak. Alır mıyız alamaz mıyız bilemiyorum dedi. Tam el cinnet durumu. 5 yaşında bir çocuk Allah var neredeyse melek gibiydi. Baktı ki ben çok eziyet çekiyorum getirdiğimiz birkaç oyuncak ile oynadı. Biraz resim çizdi ve sonuç itibariyle sabah 8 ile 14:30 arasında orada durdu. Aa bu arada siz çocuğu gördünüz onu eve götüreyim ben geri geleyim diyorum. Hayır olmaz çocuk da duracak diyor. Yaa ne yapıyorsun bu çocuğu gördün işte. Bak bakacağını götüreyim bari ona eziyet olmasın sonra beni kaça kadar bekletiyorsan beklet. Neyse ona da hayır dedi. Biz bekledik bekledik bekledik ve nihayet işlemi yaptık. Dedim ki 5 yıl daha görüşmeyelim lütfen. Bu arada iki gün evvel de fiyatlar yarı yarıya indi mi. İşte benimki de bahtsız bedevi kıvamında çölde kutup ayısı misali. Oradan da kazığı yedim. 850 lira bana kapak oldu. Bugün sabah postaneden aradılar. Öğlene kadar pasaportunuzu getiriyoruz sakın bir yere çıkmayın dediler. Aaa dedim iki elim kanda olsa beklerim. Neyse öğleden önce geldi gerçekten pasaportlar elimizde. Artık nerelere gitsek kara kara onu düşünüyorum.
Pasaport başvurusuna gidecekseniz benden tavsiye nüfus cüzdanınızı kontrol edin. Çocuk varsa muvafkatnameye dikkat. Aman sakın eksik evrak ile gitmeyin.

Sevgiyle kalın

14 Haziran 2010 Pazartesi

BPA'sız biberon

Geçenlerde internette gezerken bir annenin blogunda gördüm 2009 sonlarında sanırım yazılmış Türkiye'deki bazı biberonların BPA içerdiğini, bunu ithalatçı firmalara yazdığını, firmalardan bunun insan sağlığına zarar vermeyecek seviyede olduğu şeklinde cevap geldiğini ve maalesef üzülerek ithal edilen biberonların BPA'lı olduklarını ama aynı markanın BPA'sız olan ürünlerinin Kanada, Amerika gibi gelişmiş ülkelerde satıldığını öğrendiğini yazmış. Bu birçok üründe olabilen birşey. Plastiklerde olan bir madde. Phthalate ve Bisphenol A ve maalesef insan sağlığına zararlı iki madde çocuk oyuncaklarında, plastik deniz oyuncaklarında ve birçok üründe olabilir. Yanlış bilmiyorsam birisi plastiğe şeffaflık veriyor diğeri de yumuşak ama yırtılmaz olmasını sağlayan iki kimyasal, çok emin değilim yalnız. Yapılan araştırmalarda bu maddelerin östrojen hormonunu taklit ettiğini ve erken yaşta kız çocuklarında ergenlik, erkek çocuklarında da aşırı östrojen hormonundan cinsel bozukluk olabildiği tesbit edilmiş. Şimdi bir anne olarak bu tip maddelerin içerik olarak olabileceği ürünleri kullanıp da riske atmak ister misiniz çocuğunuzun sağlığını. Burdan olayı ithalat macerama bağlıyorum ve işte seyredin eğlenceyi.
Şimdi tam tarih hatırlamıyorum ama tam GDO meselesinin patlak verdiği dönemde bizim biberonlar gümrüğe girdi. Bir gümrük firması bulduk tanıdık vasıtasıyla çünkü oldukça riskli işler. Güvenilir bir firma ile çalışmak lazım. Neyse firma bizden bazı evraklar istedi biz de Almanya'dan istedik falan derken evraklar geldi gereken işlemler yapıldı. Ben zannediyorum ki 1 haftada falan biz ürünleri mağazada satmaya başlayacağız. Nerdeeeee 2.5 ay sonra mallar elimize ulaştı inanabiliyor musunuz. Neden mi öncelikle Tarım Bakanlığına teste gidiyor Avrupa'dan geldği içinve bilmem ne belgesi olduğu için TSE o standardı kabul ediyor ama bebek ürünü ve gıda ile temas ediyor diye bıt bıt testi oluyor. Arkasından bilmem ne yapılıyor. En son evraklar tamamlanacak ve gümrükten geçme izni verilecek. Dediler ki söyle bir vrak olmalı. Ürünün Fransada üretildiğine dair ve içeriğinin ne olduğuna diar. Tamam dedik. Biz yazıyı hazırladık dedik ki buna benzer bir evrak lazım. Almanya'daki adamlar da hiçbir şey anlamıyorklar. malum onların standart ölçütleri çok daha yüksek. Hepsine uyuyor ama Türkiye malı kabul etmiyor. Olsun diyoruz yılmıyoruz. Evrakı hazırlıyor adama imzaya gönderiyoruz. Siz bu yazanları kabul ediyorsanız imzalayın gönderin. Adamcağız e-mail atıyor. Yok diyoruz ıslak imzalı olacak. Eeee print al diyor. Hayır diyoruz siz bilmezsiniz ıslak imzalı olacak. İmzala onu da bize normal postaya ver. Peki diyor adam sağolsun yolluyor. Evraklar geliyor, o ne. Gümrükteki memur yok diyor burada şu kodlar yazacaktı. E ama kardeşim biz sana gösterdik evet dedin adama imzalattık gönderttik şimdi değiştirmek oluyor mu. Hayır diyor adam değiştirin bunu. Tekrar yolluyoruz Almanyadaki adama düzeltilmiş halini. Dİyoruz ki bir sn bekle. Gümrükteki adama onaylatıyoruz bu doğru mu. Evet evet diyor. ALmanya'ya tamamdır imzala yolla diyoruz. 3 gün sonra evrak geliyor ve gümrükteki memur aaa diyor burada şu da yazmalıydı. Onu da yapıyoruz artık bu son olsun lütfen derken onda da başka birşey buluyor. Ve böyle böyle derken en son Made in France yazısı yan yana olmadığı için bize yazıyı değiştirtiyor. Almanyadaki adamda peygamber sabrı mevcut bu arada çok şükür son defa yolluyor. Ama bu arada adamdan her seferinde ezile büzüle istiyoruz evrakı. Neyse 2.5 ay sonra ürünler çıkıyor. BPA yok Phthalate yok. Cam biberon. DIşı silikon. Emzik medical grade silikon. Hi. bir sağlığa zararlı girdi yok. Ama gümrükten geçirmemiz neredeyse 3 ay sürüyor ve mala verdiğimiz paranın 1.5 katını gümrükleme, ardiye ve tabi ki testlere veriyoruz. Bu arada gıda ile temas etmeyen ve Çin'den gelen oyuncaklarda acaba bu kadar çok titizleniyorlar mı diye çok merak ediyorum. BU arada ürün tutuluyor ve biz yaklaşık 1.5 ay içinde distribütörlüğünü alıyoruz ve yüklü adette ürün almak için uğraşıyoruz. Lakin henüz evraklarını halledemedik. Bu arada bir tur getirdin bunların devamınoın işlemleri daha kolay olur yok. Her partide yapacaksın bu işi. Sağlıklı bir ürün mü getirmeye çalışıyorsun, işini doğru yapmaya mı çalışıyorsun tüm engeller karşına dikiliyor. Vazgeçmek geliyor insanın içinden ama bu işe girmemdeki en büyük etken bizim çocuklarımız da en iyisine, en sağlıklısına layık. O zaman yılmadan devam.
Sevgiyle kalın,