3 Kasım 2010 Çarşamba

EKOLOJİ FUARI ŞEHRİN GÖBEĞİNDE


Sevgili Anneler ve babalar,

4-7 Kasım tarihlerinde İstanbul'da Ekoloji fuarı var. Fuarın en güzel kısımlarından birisi Fulya'da olması. Şehrin göbeğinde hem de satışa açık bir fuar. Kapbula Organik Şeyler standında %100 organik GOTS ürünleri standımızda yerini alacak. Bu gece oradaydık hazırlıklar için hatta sorumsuz anne olarak Ali Bey'i de götürdüm o da çeşitli aşamalarında yardım etti sağolsun. Yarın başlayan fuara herkesi bekliyoruz.

Sevgiler

5 Ekim 2010 Salı

Termal Atlet Çılgınlığı

Herkese merhaba,

Bu aralar sık sık ara vererek yazıyorum farkındayım. Sanmayın ki paylaşmaya ihtiyacım yok ama vaktim hiç yok. Sürekli bir vakit problemi çekiyorum. Neredeyse hiçbir şey yapmaya vaktim kalmıyor. Bir de üstüne üstlük akşamları 22:30 sularında uyuya kalınca ne bloguma yazabiliyorum ne de gece çalışmalarımla evde ha bir gayret bitirdiğim koleksiyon çalışmalarıma vakit bulabiliyorum. Bu erken uyuya kalma durumu beni fena halde sekteye uğratıyor. Neyse uzun bir girizgahtan sonra gelelim başlıktaki konuya.

Yaklaşık 2 yıldır Kapbula markası var. Kalitesi ise her kullanan anne ve çocuk tarafından tescilli diyebiliriz. Bu konuda çok titiz davranıyoruz. İç çamaşırlarımız çok beğeniliyor tabi bu arada her çocuğun vücut yapısı bir olmadığı için nadir de olsa kalıbın küçük geldiği ya da rahatsız ettiği çocuklar da olmadı değil. Ama yumuşaklık, dikişlerdeki detay, etiket falan derken çocuklar bizim çamaşırlar ile çok rahat ediyorlar. Bir süredir thermal atlet arayan anneler türedi. SÜrekli aynı soru termal atlet var mı? Termal atlet var mı? Bizim çocuk çok terliyor thermal atlet terletmiyormuş mutlaka ondan almalıyım. Öncelikle söylemeliyim biz Kapbula olarak thermal atlet yapmıyoruz. Yanlış bilmiyorsam vücut ısısını korumak için kullanılan bir atlet. Özellikle kayak falan yapanların kullandığı bir atlet. Terletmemek üzere değil de vücut ısısı dışarı kaçmasın diye bir atlet. Malum karda kışta bir saat kayıyorsunuz donamamanız için bir termal atlet şart olabilir. Fakat eğer böyle bir iklim koşulu yoksa termal atlete ne gerek var onu bilemiyorum. İkinci olarak bu termal atletlerin benim piyasada gördüklerimde %50 naylon %50 viscos oluyor. Vİscos bir tür selülozdan yapılan (yanlış bilmiyorsam) bir iplik gerisi de naylon. Çocuğun vücut ısısı dışarı çıkmasın diye ben sentetik bir atlet giydirmek istemem. Terletmeyen bir ürün ise kullanmaktan itina ile kaçarım. Insan doğası gereği terlemeli, vücudundaki toksinleri atmalı, hayatın ve sağlıklı döngünün içinde bu var. Normal bir insan terlemeli. Ha evet aşırı bir terleme varsa o zaman doktor kontrol etmeli acaba bu çocuğun metabolizmasında bir sorun var mı? Yoksa çocuğu terletmeyelim diye uğraşmamalı. Aksine terlediğinde çok iyi emebilecek bir çamaşır giydirmeli. Biz de Kapbula organik şeyler olarak %100 organik standartlarda GOTS sertifikası ile ürettiğimiz %100 organik pamuk ürünlerimizin teri emdiğini ve çocukları rahat ettirdiğini biliyoruz. Ama ekstra bir terlemeyi önleyici özelliği ya da ısıyı içeride tutma özelliği yok. Isıyı içeride tutma da hava aldırmadığı için sağlıklı bir durum değil ama annelerin bazıları takılmış durumda termal atlet arıyorlar. Yine yazıyorum karda buzda sokakta dağda kalınacak bir durum varsa düşünülebilir onun dışında benim fikrim çocuğun vücudunun nefes alması,terlemesi en doğalıdır. Mühim olan teri sırtında kurumasın.
Başka bir gün başka bir konu ile yeniden buluşmak üzere.
Sağlıklı günler dilerim.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Çok oldu yazmayalı

Evet bu ne hareketsiz bir blog? Hiç mi yazacak birşeyin yok diyorsunuz biliyorum ama özür dilerim bu aralar inanılmaz bir tempo, inanılmaz yoğunluk gece saatlerine kadar çalışmalar, sabaha kadar uykusuz geceler, kış koleksiyonu, mağazaların eksikleri derken 5 saat falan uyuyabilirsem öpüp başıma koyuyorum. Ekonomi sıkışık, kimseler alışveriş yapmıyor. Yine de çok şükür 3-5 birşey oluyor ama mağazaları ayakta tutmak bu devirde çok zor. Çok dertlenmişim herhalde bu kadar ayrılıktan sonra yazmaya başlayınca ağzımdan dökülen ilk laflara bakın. Allah daha beterinden saklasın. Bu aralar organik piyasasında bür sürü batan firma varmış diye duydum. Herkes için için zor olan piyasa koşulları organikçiler için daha zor sanırım. Bir taraftan arzı da sınırlı bir ürünü satmaya çalışıyorsunuz. Yaz boyunca biz kozmetik ve temizlik malzemelerinde bu sıkıntıyı yaşadık. Ne kadar çok müşterimizi bekletmek zorunda kaldık bilemezsiniz. Yurtdışında ürünlerin bir kısmı bitiyor fabrikalardan çekmek için malın yeniden üretilmesi bekleniyor o malın da gümrük şu bu işlemleri diyesiye gelmesi 1.5 ayı buluyor. Şİmdi tüketiciyi alıştırıyorsunuz ürüne, çok memnun kalıyor fakat çamaşırını yıkayacak ne o sıvı sabun kalmadı. Ay ne kadar zorlandık bilemezsiniz. Kozmetik keza öyle seyahat boyları kalmıştı firmanın elinde habire bidi bidi boyları sattık. Niye çocuk yıkanmayacak mı 1.5 ay tabi ki hayır ama anne o kadar memnun ki başka birşeyle yıkamak istemiyor. Neyse dün itibariyle tüm ürünler raflarda yerini aldı artık biz de rahat müşterilerimiz de rahat. Bu arada bizim yaz koleksiyonunda başımıza geleni anlattım mı hatırlayamadım ama kısaca yazayım organik üretimin zorluğu da bir nebze olsun anlaşılsın. Biz çocuklar için bir yaz koleksiyonu yaptık. İplikler boyanacak çizgili kumaşlar var polo pike t-shirtler var falan neyse herşey gayet güzel bu sefer renkleri erkenden seçtik, rapor boyları tamam nisan sonu gibi bizim çocuk yaz koleksiyonu raflarda olacak. İplikler çekildi bu arada özel iplik kullanıyoruz neyse boyahaneye gitti 4 hafta sıra bekleniyor harika bekledik sıramızı bizim iplikler makinaya takıldı ve taaaak bir parça kırıldı makinada. Ne iplikleri çıkarabiliyoruz oradan başka bir boyahaneye gidebiliyoruz bu arada gitsek bile orada bir 3-4 hafta daha bekleyeceğiz bu arada organik sertifikasyon ile bu işi layığı ile yapan birkaç iyi boyahane var bunların hepsi de ağzına kadar dolu. Parçanın yurtdışından gelmesi beklendi, parçayı buradaki teknik ekip takamazsa Almanya'da mühendis gelecek falan derken ipliklerin boyanıp gelmesi haziran sonu eee siz o ipliği alıp örseniz dikseniz paketleseniz ve mağazalara getirseniz Temmuz ilk haftası olacak biz ne yaptık mecburen iptal ettik bu durumda bir sürü müşterimize karşı mahçup olduk. Neyse ki başka bir koleksiyon eklendi de bir miktar rahatladık ama yine de organik üretimin sürekliliği için daha çok fırın ekmek yememiz lazım. Şimdi gidip çalışmalıyım. Sevgiyle kalın.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

Eveeeet Tilki'nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır diye boşuna dememişler. Tatil kısa sürdü, tadı damağımda kaldı ama işimi ve Istanbul'daki hayatımı da çok özlemişim. Yani insan ne kadar kendini tutmaya da çalışsa (benim gibi boğazına düşkün bir insan için bu çoğu zaman mümkün olmuyor) açık büfe olayı çok tehlikeli. Tatilden kilo alıp gelmek buna diyorlar herhalde. Ayol herkes yazın kilo verir ben kışın verip yazın alıyorum çok fena halde bir terslik var bu durumda. Insülin direncim için içtiğim ilaç uzun zamandır esamesi okunmuyor. Doktorun dediği günde 5 öğün yemek genelde 2 olarak günü tamamlıyor. Bu çoğu zaman öğle sularında yapılan bir kahvaltı ve akşam 22 civarında yenen bir akşam yemeği ile son bulan bir gün içinde ne kadar sağlıklı kalınabilir ve insülin direnci nasıl düzgün bir seviyede tutulabilir sorarım size.

Bir önceki yazımda kaldığımız otelin ne kadar çevreci uygulamaları var onları yazacağıma söz vermiştim. Bloguma bakarken uzun süredir yazmadığımı fark ettim ve bu arada verdiğim sözü de yerine getireyim dedim. Otel çevreci miydi yoksa ekonomik bir saikle mi o uygulamaları başlattı bilemiyorum ama havluları hergün değiştirtebilirsiniz, yere atarsanız değiştir askıda bırakırsanız ya da koltuk üzerinde o zaman değiştirme demekmiş. Biz tabi ki yere atmadık kendilerini sürekli el üstünde tuttuk ki zırt pırt yıkamaya gitmesin. 6 günde 6 defa değişen 6 adet havlu demek 36 adet havlunun yıkanması, kurutulması, ütülenmesi bu oranda su, sabun(korkunç kimyasaaaal) ve elektrik tüketimi demek olacak. Güzel bunu çoğu otel yapıyor zaten. Sanırım aynı sebeplerden çevreyi düşünmekten ziyade kendi ceplerini düşündükleri için. Ama olsun bu da bir yol. Ha bir de çarşaflar var ki onlar zaten daha da fena. Sorarım size kim evinde hergün çarşafını değiştiriyor, havlusunu değiştiriyor. Biz vallaha değiştirmiyoruz. Havlu daha sık değişebilir ama çarşaf bence 10-15 gün ideal bir süre. Eee tatildesin diye hergün mis temiz çarşafta yatmanıza ne gerek var. Üzerine bir çevreci kart bırakırsanız değiştirmiyorlar ama jilet gibi düzeltiyorlar bırakmazsanız o kartı o zaman fırt değiştiriveriyorlar. Tabi biz ne yaptık kartı hergün üzerine koyduk. Bir gün koymayı unutmuşum fırt değiştirmişler çok sıkıldım ama yapacak birşey yok. Gidip çamaşırhaneden kendi çarşafımızı bulma şansım yoktu:-)

Tüm bu uygulamalar çoğu işletmenin çevreci uygulama altında yaptığı ama aslında kendi bütçeleri için yaptıkları uygulamalar. Ben esas bu tip bacasız fabrikalarda, çevre için başka neler yapılıyor mesela onu merak ediyorum. Su arıtmaları ne durumda, Otellerin mutfaklarında kullanılan cihazlardan çıkan bir gaz var mı acaba doğayı kirleten ne bileyim mesela otelin tüüüüüm çamaşırları ne ile yıkanıyor çok mu kimyasal yoksa ekolojik yıkama malzemeleri kullanıyorlar mıdır? Ama maalesef ben birirsine ekolojik bir konuda soru sorunca mesela biz organik şeylerle masaj yapıyoruz diyen masajı anlatan adama aaa sertifikası nedir diye sorunca eşim gözlerini pörtletip artık ...... çıkartma organik dedi işte adam bakışı attığı için otelin yetkili personeline çevreci uygulamalar ile ilgili sorular soramadım.

Çocuk konseptli otele gitmekten bir süreliğine vazgeçtim şimdi merakla Side'de sanırım bir ekolojik otel varmış onu denemeyi bekliyorum. Araştırma yapıp hatta ileride bir gün deneme fırsatım olursa kendileri hakkında da yazmak isterim.

Sevgiyle kalın

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Ne Tatil Ama

Ne kadar zamandır soluksuz çalıştık bilemiyorum. Yeni bir iş bir sürü sorumluluk hatta bir sürü sorun derken kısa bir tatil kısmet oldu bize de. Eşim artık sürmenaj olmak üzereydi. Daha fazla dayanamayacağım kısa bir nefese ihtiyacım var dedi. Bizim geleneksel aile tatilimiz her yıl bir hafta gibi kuşadasında geçiririz. Harika bir otel var. 10 yıl oldu mu bilemiyorum ama Ali yoktu hatta evlenmemiştim biz oraya gitmeye başladığımızda sanırım. O zaman 10 yıl olmuştur. Pine Bay diye bir otel. Harika bir yerdir. En iyi tarafı denizi. Hiç Kuşadasının içindeki sahil gibi değil. Otel bir koya kurulu adından da tahmin edilebileceği gibi çamlarla kaplı. Tesis tüm koyu kaplıyor. Ellerinden geldiğince doğasına zarar verilmeden yapılmaya çalışılmış. Herşey çok güzel. Bu sene ramazan ve ev tadilatları münasebetiyle biraz geçe kalınca bu aile tatili eşim dedi ki dayanamıyorum kaçalım Istanbul'dan 4-5gün bile yeter nefes almam için. Kadınlar daha mı dayanıklı oluyor yoksa ben onun kadar çok sorunla uğraşmıyor muyum bilmiyorum ama bana o kadar bunaltı gelmiyor Istanbul'da. Tabi kim sevmez tatili belki de ben kendi işimi yapıyorum gece gündüz sabah akşam iş yapıyorum, Ali Bey ile ilgilieniyorum, evin işleri ile ilgileniyorum, vergi, ödeme, banka işleri falan derken bir sn boş vaktim olmuyor ama olsun şikayet etmiyorum. Allah sağlık ve güç kuvvet versin yaparım diyorum. Belki de kadınların genetik kodlaması böyle ya da benim annemin genetik kodlamsı bize de sirayet etmiş. Günlük eziyet dozumuzu almazsak rahat etmeyiz biz Reşat'In kızları ile torunları. Teyzoşlarım da annecim de hep öyledir. Saç süpürge olmalı hem de neredeyse herkes için yapılmalı. En çok da eş, çocuklar, akrabalar, arkadaşlar, komşular derken bu liste uzar gider. Allah allah konu nasıl buraya geldi. İşte pırtı çeneliğimin bir örneği daha. Ne anlatacaktım nerelere geldim. Sonuç olarak eşimle ve oğlumla kısa ama güzel bir tatile çıkmaya karar verdik veeee işte Antalya'dayız. 41 derece sıcakta ama hayatımızdan memnunuz. Ama en memnun olanımız Ali Bey. Inanamazsınız tatilin keyfini o çıkarıyor. Bizi de olabildiğince sömürüyor. Okul tatil olduğunda şöyle söylemişti anne bütün kış Elifle (bakıcımız) oturdum yazın benim de tatile ihtiyacım var. ELif gitsin biz de tatile gidelim. Evet arkadaş bu şekilde yaklaşıyor olaya. Kışın anne baba çalışır o da okula gider yazın 3 ay tatil yapılır maaile ve non-stop kendisi ile ilgilenilir. Neyse olay biraz açıklandıktan sonra malumunuz üzere arkadaş Ankara'ya gitti. Annenecik ve Yektacık inanılmaz bir performans sergilediler. Arkadaş Ankara'dan gelmek istemedi. Lakin 15 sene sonra anneannecik Yektacığı ev tadilatı için ikna ettiğinden bu yıl ev tadilata girdi ve Ali Bey Istanbul'a döndüüüüü. Şimdi Ankara'daki tadilatın bitmesini büyük bir hevesle bekliyor. Zira Ankara'da kral Ali Bey.
Gelelim Antalya'daki tatile. Burası çocuk konseptli 2007'de açılan bir otel. Arkadaş hayatından çok memnun ama şunu söylemeliyim. Orada çocuk konseptli birşey olsun birçok şey onlara göre düşünülmüş olsun bizim canavar bize yapışıp bizi sonuna kadar kullanmakta ısrarcı. Playbarn'a giderken bile pazarlık ediyor. 1 saat sonra mutlaka gelip alın. Ben burda yemek yemem. Bugün gitmem yarın giderim. Kaydıraktan kayalım su kaydıraklarından. Çocuk havuzuna salyım. Dalgalarla boğuşalım. Derken elin anne babalarının neden bebelerin eline PSP verdiğini şimdi anladım. Ali daha bebekti bir restoranda bir aile oturuyor çocuk elindeki PSP'ye kitlenmiş oyun oynuyor kadın ve adam da raha trahat sohbet edip yemek yiyor. Yanlarında 6 yaşında bir erkek çocuk var yok farkında bile değiller. Bazen benim de içimden gelmiyor değil. Bizde PSP hala sınırlı saat kullanılıyor. Ama kurtarıcı olarak yanımda taşımaya başlayabilirim her an. Şimdi gitmem lazım. Otel ile ilgili ve çevreci uygulamaları ile ilgili detayları bir sonrakinde yazacağım.

Sevgiyle kalın

15 Temmuz 2010 Perşembe

15 gün Ali'siz nasıl geçti

Aman Allah'ım ilk günler çok zor geçti.Kendisine belli etmemekle birlikte skype'dan ilk kendisine baktığımda gözlerim doldu. Ilk defa Ali Bey'den uzak kaldık. Hep diyorum zaten çocuklar anne babadan ayrılmaya hazır ama anne babalar özellikle anneler ayrılmaya hazır olmadığı için çocukları eve bağlıyorlar. Eşim Ali Bey'in bu özgür ruhundan, bize bağımlı olmamasından çok memnun. Adam kendi menfaatine olan duruma anında adapte oluyor. Tabi anneannecik ve dedeciğin de rolü büyük. Inanılmaz bir performans sergilemişler. Neredeyse hergün bir program yapılmış. Her sabah bahçede 1 saat bisiklete binme, parkta oynama yapılmış. Bazı günler havuza gidilmiş. Daha ne olsun. Tabi arkadaş geri dönmek istemedi. Yaz sonuna kadar Ankara'da kalacağım diye ısrar etti. Annemlerde de tadilat var ev yıkık ve dökük vaziyette şu anda. Ali Bey de hararetle anneannecikteki tadilatın bitmesini bekliyor. Ankara'ya gidecek. Okul bittiğinde söylediği ilk cümle bütün kış boyu evde Elif'le durdum yazın da durmamı beklemiyorsunuz herhalde. Benim de bir tatil yapmaya hakkım var. Aman Allah'ım biz bu canavara nasıl yetişeceğiz. Bu arada çocuk yokken hayat nasıl geçti diye sorarsanız enteresan bir şekilde yavan geçti. Bir iki akşam sinema yapıldı bir akşam sevdiğimiz bir arkadaşlarımızla yemeğe gidildi başka da birşey yapılmadı hep çalışıldı. Malum Türkiye'nin en bir şahane organik kıyafet markamızı ve zincir mağazalarımızı :-) yaygınlaştırmak için çok çalışmak lazım.

Sevgiyle kalın

8 Temmuz 2010 Perşembe

Havalar Isındı mı? Yaz geldi mi?

Bugün Istanbul'da hava oldukça serin bir esinti bir esinti. Sabah işe gelirken uçuyordum az daha. Mevsimler mi kaydı küresel ısınma dedikleri bu mu acaba? Temmuz ayında havanın böyle olması normal mi? Hava durumu tahmincilerinin söylediği mevsim normalleri mi bu yoksa mevsim anormalleri mi? Zaman içinde yaşadıkça göreceğiz sanırım. Eğer gerçekten küresel ısınmanın yarattığı anormalliklerse o zaman kara bulutları dağıtmak için ne yapmak lazım. Çevreci aktivist biraz da deli olursanız iş kolay. Aman su açık kalmasın, elektrik boşa tükenmesin, arabayı kirli kirli de kullanıyorum ayağımı yerden kesiyor ve istediğim yere götürüyor, kağıtların arkalarını da kullanalım, işi bitince geri dönüşüm çöpüne atalım, satın aldığım ürünlerin ambalajları çok küçük olmasın ki ne kadar az plastik çöpe giderse o kadar iyi olur, organik meyve sebze alalım, Ali Bey'e organik iç çamaşırı olsun, aman konvansiyonel pamuk çok doğayı kirletiyor, organik içerikli sülfat paraben ve petrol türevi girdi içermeyen şampuan, krem olsun hem doğa kirlenmesin hem oğlumun vücudunda kimyasal birikmesin derken derken bir bakmışım hayatım bu çevre hastalığı etrafında dönüyor. Ne yalan söyleyeyim bazen yoruluyorum ama es kaza plastik şişeyi, kullandığım kağıdı normal çöpe atınca vicdan azabı çekiyorum. Diyorum ki daha çok anne bu işe dikkat etse o zaman esas üretim gücü elinde olan dev firmalar da pazar payı kaybı endişesi ile daha fazla çevreye doğaya yönelik üretim iyileştirmeleri yaparlar diye düşünüyorum. Daha çevreci sağlıklı ve güzel bir gün dilerim.
Sevgiyle kalın