Herkese Merhaba,
Geç olsun güç olmasın herkese iyi bayramlar. Bu sefer değişik bir macera paylaşmaya diye geldim bilgisayar başına. Nerelerdeyim ne haldeyim anlatasım geldi. Şu anda Pisa ile Venedik arasında otobüste gidiyorum. Yanımda hayatımın aşkı, tatlı kuzu oğlum ve karnımda da ikinci fındık. Evet epey zamandır yazamıyorum çünkü sanki bu küçük kuzudan bahsederim de zamanından önce nazar değer diye korkumdan çok kısıtlı yazı yazdım. Zaten malum hazırlık kışlık ürünler derken baya bir meşguldüm. Laf aramızda küçük fındık beni çok yoruyor. Akşamları erkenden uyuya kalıyorum. Ali Bey’de bu kadar yorulmamıştım. Ya o zaman daha gençtim ya da bu kadar yorucu bir iş ile meşgul değildim. Bu kadar yorgunluğa peki bu seyahat de nerden çıktı diyebilirsiniz. Bu organik işi, mağazalar beni o kadar meşgul etmiş ki neredeyse 1.5 yıldır bir yer görmeye gitmemişim. Halbuki hayatımın aşkı ve benim en çok sevdiğimiz şey her sene yeni bir ülke yeni bir kültür, yeni bir yer keşfetmek. Dünyada çevreci eğilimler ne, mağazalar nasıl, insanlar neden bahsediyor takip etmek hoşumuza gidiyor. Aa bu arada oranın yerel bir tadını, mutfağını keşfetmek de yanımıza kalan karımız. Bu seyahat Roma’dan başladı. Hayatımızda ilk defa tur ile gidiyoruz. Bize çok uymadı bu düzen. Zira kalkış saatleri, hele bir de hamile bir kadın ve 5.5 yaşında bir çocuk için ayak uydurmanın biraz zor olduğu bir düzen. Aralarda turdan kaçıp kendi başımıza dolaştık. Ne olursa olsun üçüncü günün sonunda perte çıktım. Sabah 10’da sokaklara çıkıyoruz saat akşam 8 gibi otele dönüyoruz ve sadece yürüyoruz. Karnımdaki cadı da bir ağır ki görenler 7 aylık hamile zannediyor halbuki daha 5 aylık ama Ali Kaan’da da böyle olmuştu karnım katana kıvamına geliyor tez zamanda. Neyse anlayacağınız ayaklarım benden davacı. Kalçam, belim çekiyor ve bu çeken sinirler sol kolumu çekiyor. Geceleri doğru dürüst uyuyamıyorum bile.Geçen gece bir ara ağladım diyebilirim ağrımdan. Allah’ım diyorum nazar değdi galiba. Istanbul’a dönünce dinleneceğim.
Dün Floransa’da tesadüfen bir restoran buldum. Buldum diyorum çünkü kocacık hayatta başka birisine sormama izin vermezdi. Ali Bey Babası ile Disney Store’da dolanmak için tutturunca onlar oraya bakarken ben de çevreyi görmeye devam etmek için ara sokaklara daldım. Bir violette mağazasında çalışan çekik gözlü genç bayana bu ara sokakta güzel bir restoran, Toscana bölgesine has bir yemek yapan şirin, temiz, güzel restoran var mı dedim. O da bu sokakta yok ama buraya çok yakın bir yer var dedi ve bana bir kart çıkartıp verdi çantasından. Tarifi de yaptı. Bizimkiler yanıma gelir gelmez restoranın yolunu tuttuk. En önemli özelliği turistik değil. Lokal insanların bildiği rezervasyon ile gidilen, inanılmaz bir restoran. Nazikçe rezervasyonumuz yoksa mümkün olmadığını söylerken öyle bir bakış attık ki hatta benim hamile halime Ali Kaan’ın yorgun bakışlarına acımış olabilir genç arkadaşlar, Saat 8’de masanın sahiplerinin geleceğini söylediler. Bizim de otobüsümüz 8 de hareket edeceği için hızlıca yemek yeyip kalkacağımızı söyledik ve anlaşıp bize gösterilen yere oturduk. Bu Italya seyahati boyunca yediğimiz en güzel akşam yemeği idi. Bir gün gidecek olursanız telefonunu ve adını yazmak istiyorum. Coquinarius 0552302153 Floransa.
5 gündür hava çok güzeldi ama bugün Piza gezisi ağır yağmur altında gerçekleşti. Umarım Venedik bu kadar soğuk ve yağmurlu olmaz. Fırsat bulabilirsem tekrar yazacağım. Bu arada hep turistik yerleri gezdiğim için olabilir çok organik şey görmedim ama cardboard mağaza ekipmanları çok, ekolojik, geri dönüşümlü ürünler çok. Onlardan da kayda değer olanlarını bulabilirsem yazmak isterim.
Şimdilik hoşçakalın,
Sevgiler
18 Kasım 2010 Perşembe
5 Kasım 2010 Cuma
İşte Bu da Fuar'dan İlk Fotoğraf
4 Kasım 2010 Perşembe
BU DA GECE ÇALIŞMASINDAN BUYRUN
3 Kasım 2010 Çarşamba
EKOLOJİ FUARI ŞEHRİN GÖBEĞİNDE

Sevgili Anneler ve babalar,
4-7 Kasım tarihlerinde İstanbul'da Ekoloji fuarı var. Fuarın en güzel kısımlarından birisi Fulya'da olması. Şehrin göbeğinde hem de satışa açık bir fuar. Kapbula Organik Şeyler standında %100 organik GOTS ürünleri standımızda yerini alacak. Bu gece oradaydık hazırlıklar için hatta sorumsuz anne olarak Ali Bey'i de götürdüm o da çeşitli aşamalarında yardım etti sağolsun. Yarın başlayan fuara herkesi bekliyoruz.
Sevgiler
5 Ekim 2010 Salı
Termal Atlet Çılgınlığı
Herkese merhaba,
Bu aralar sık sık ara vererek yazıyorum farkındayım. Sanmayın ki paylaşmaya ihtiyacım yok ama vaktim hiç yok. Sürekli bir vakit problemi çekiyorum. Neredeyse hiçbir şey yapmaya vaktim kalmıyor. Bir de üstüne üstlük akşamları 22:30 sularında uyuya kalınca ne bloguma yazabiliyorum ne de gece çalışmalarımla evde ha bir gayret bitirdiğim koleksiyon çalışmalarıma vakit bulabiliyorum. Bu erken uyuya kalma durumu beni fena halde sekteye uğratıyor. Neyse uzun bir girizgahtan sonra gelelim başlıktaki konuya.
Yaklaşık 2 yıldır Kapbula markası var. Kalitesi ise her kullanan anne ve çocuk tarafından tescilli diyebiliriz. Bu konuda çok titiz davranıyoruz. İç çamaşırlarımız çok beğeniliyor tabi bu arada her çocuğun vücut yapısı bir olmadığı için nadir de olsa kalıbın küçük geldiği ya da rahatsız ettiği çocuklar da olmadı değil. Ama yumuşaklık, dikişlerdeki detay, etiket falan derken çocuklar bizim çamaşırlar ile çok rahat ediyorlar. Bir süredir thermal atlet arayan anneler türedi. SÜrekli aynı soru termal atlet var mı? Termal atlet var mı? Bizim çocuk çok terliyor thermal atlet terletmiyormuş mutlaka ondan almalıyım. Öncelikle söylemeliyim biz Kapbula olarak thermal atlet yapmıyoruz. Yanlış bilmiyorsam vücut ısısını korumak için kullanılan bir atlet. Özellikle kayak falan yapanların kullandığı bir atlet. Terletmemek üzere değil de vücut ısısı dışarı kaçmasın diye bir atlet. Malum karda kışta bir saat kayıyorsunuz donamamanız için bir termal atlet şart olabilir. Fakat eğer böyle bir iklim koşulu yoksa termal atlete ne gerek var onu bilemiyorum. İkinci olarak bu termal atletlerin benim piyasada gördüklerimde %50 naylon %50 viscos oluyor. Vİscos bir tür selülozdan yapılan (yanlış bilmiyorsam) bir iplik gerisi de naylon. Çocuğun vücut ısısı dışarı çıkmasın diye ben sentetik bir atlet giydirmek istemem. Terletmeyen bir ürün ise kullanmaktan itina ile kaçarım. Insan doğası gereği terlemeli, vücudundaki toksinleri atmalı, hayatın ve sağlıklı döngünün içinde bu var. Normal bir insan terlemeli. Ha evet aşırı bir terleme varsa o zaman doktor kontrol etmeli acaba bu çocuğun metabolizmasında bir sorun var mı? Yoksa çocuğu terletmeyelim diye uğraşmamalı. Aksine terlediğinde çok iyi emebilecek bir çamaşır giydirmeli. Biz de Kapbula organik şeyler olarak %100 organik standartlarda GOTS sertifikası ile ürettiğimiz %100 organik pamuk ürünlerimizin teri emdiğini ve çocukları rahat ettirdiğini biliyoruz. Ama ekstra bir terlemeyi önleyici özelliği ya da ısıyı içeride tutma özelliği yok. Isıyı içeride tutma da hava aldırmadığı için sağlıklı bir durum değil ama annelerin bazıları takılmış durumda termal atlet arıyorlar. Yine yazıyorum karda buzda sokakta dağda kalınacak bir durum varsa düşünülebilir onun dışında benim fikrim çocuğun vücudunun nefes alması,terlemesi en doğalıdır. Mühim olan teri sırtında kurumasın.
Başka bir gün başka bir konu ile yeniden buluşmak üzere.
Sağlıklı günler dilerim.
Bu aralar sık sık ara vererek yazıyorum farkındayım. Sanmayın ki paylaşmaya ihtiyacım yok ama vaktim hiç yok. Sürekli bir vakit problemi çekiyorum. Neredeyse hiçbir şey yapmaya vaktim kalmıyor. Bir de üstüne üstlük akşamları 22:30 sularında uyuya kalınca ne bloguma yazabiliyorum ne de gece çalışmalarımla evde ha bir gayret bitirdiğim koleksiyon çalışmalarıma vakit bulabiliyorum. Bu erken uyuya kalma durumu beni fena halde sekteye uğratıyor. Neyse uzun bir girizgahtan sonra gelelim başlıktaki konuya.
Yaklaşık 2 yıldır Kapbula markası var. Kalitesi ise her kullanan anne ve çocuk tarafından tescilli diyebiliriz. Bu konuda çok titiz davranıyoruz. İç çamaşırlarımız çok beğeniliyor tabi bu arada her çocuğun vücut yapısı bir olmadığı için nadir de olsa kalıbın küçük geldiği ya da rahatsız ettiği çocuklar da olmadı değil. Ama yumuşaklık, dikişlerdeki detay, etiket falan derken çocuklar bizim çamaşırlar ile çok rahat ediyorlar. Bir süredir thermal atlet arayan anneler türedi. SÜrekli aynı soru termal atlet var mı? Termal atlet var mı? Bizim çocuk çok terliyor thermal atlet terletmiyormuş mutlaka ondan almalıyım. Öncelikle söylemeliyim biz Kapbula olarak thermal atlet yapmıyoruz. Yanlış bilmiyorsam vücut ısısını korumak için kullanılan bir atlet. Özellikle kayak falan yapanların kullandığı bir atlet. Terletmemek üzere değil de vücut ısısı dışarı kaçmasın diye bir atlet. Malum karda kışta bir saat kayıyorsunuz donamamanız için bir termal atlet şart olabilir. Fakat eğer böyle bir iklim koşulu yoksa termal atlete ne gerek var onu bilemiyorum. İkinci olarak bu termal atletlerin benim piyasada gördüklerimde %50 naylon %50 viscos oluyor. Vİscos bir tür selülozdan yapılan (yanlış bilmiyorsam) bir iplik gerisi de naylon. Çocuğun vücut ısısı dışarı çıkmasın diye ben sentetik bir atlet giydirmek istemem. Terletmeyen bir ürün ise kullanmaktan itina ile kaçarım. Insan doğası gereği terlemeli, vücudundaki toksinleri atmalı, hayatın ve sağlıklı döngünün içinde bu var. Normal bir insan terlemeli. Ha evet aşırı bir terleme varsa o zaman doktor kontrol etmeli acaba bu çocuğun metabolizmasında bir sorun var mı? Yoksa çocuğu terletmeyelim diye uğraşmamalı. Aksine terlediğinde çok iyi emebilecek bir çamaşır giydirmeli. Biz de Kapbula organik şeyler olarak %100 organik standartlarda GOTS sertifikası ile ürettiğimiz %100 organik pamuk ürünlerimizin teri emdiğini ve çocukları rahat ettirdiğini biliyoruz. Ama ekstra bir terlemeyi önleyici özelliği ya da ısıyı içeride tutma özelliği yok. Isıyı içeride tutma da hava aldırmadığı için sağlıklı bir durum değil ama annelerin bazıları takılmış durumda termal atlet arıyorlar. Yine yazıyorum karda buzda sokakta dağda kalınacak bir durum varsa düşünülebilir onun dışında benim fikrim çocuğun vücudunun nefes alması,terlemesi en doğalıdır. Mühim olan teri sırtında kurumasın.
Başka bir gün başka bir konu ile yeniden buluşmak üzere.
Sağlıklı günler dilerim.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Çok oldu yazmayalı
Evet bu ne hareketsiz bir blog? Hiç mi yazacak birşeyin yok diyorsunuz biliyorum ama özür dilerim bu aralar inanılmaz bir tempo, inanılmaz yoğunluk gece saatlerine kadar çalışmalar, sabaha kadar uykusuz geceler, kış koleksiyonu, mağazaların eksikleri derken 5 saat falan uyuyabilirsem öpüp başıma koyuyorum. Ekonomi sıkışık, kimseler alışveriş yapmıyor. Yine de çok şükür 3-5 birşey oluyor ama mağazaları ayakta tutmak bu devirde çok zor. Çok dertlenmişim herhalde bu kadar ayrılıktan sonra yazmaya başlayınca ağzımdan dökülen ilk laflara bakın. Allah daha beterinden saklasın. Bu aralar organik piyasasında bür sürü batan firma varmış diye duydum. Herkes için için zor olan piyasa koşulları organikçiler için daha zor sanırım. Bir taraftan arzı da sınırlı bir ürünü satmaya çalışıyorsunuz. Yaz boyunca biz kozmetik ve temizlik malzemelerinde bu sıkıntıyı yaşadık. Ne kadar çok müşterimizi bekletmek zorunda kaldık bilemezsiniz. Yurtdışında ürünlerin bir kısmı bitiyor fabrikalardan çekmek için malın yeniden üretilmesi bekleniyor o malın da gümrük şu bu işlemleri diyesiye gelmesi 1.5 ayı buluyor. Şİmdi tüketiciyi alıştırıyorsunuz ürüne, çok memnun kalıyor fakat çamaşırını yıkayacak ne o sıvı sabun kalmadı. Ay ne kadar zorlandık bilemezsiniz. Kozmetik keza öyle seyahat boyları kalmıştı firmanın elinde habire bidi bidi boyları sattık. Niye çocuk yıkanmayacak mı 1.5 ay tabi ki hayır ama anne o kadar memnun ki başka birşeyle yıkamak istemiyor. Neyse dün itibariyle tüm ürünler raflarda yerini aldı artık biz de rahat müşterilerimiz de rahat. Bu arada bizim yaz koleksiyonunda başımıza geleni anlattım mı hatırlayamadım ama kısaca yazayım organik üretimin zorluğu da bir nebze olsun anlaşılsın. Biz çocuklar için bir yaz koleksiyonu yaptık. İplikler boyanacak çizgili kumaşlar var polo pike t-shirtler var falan neyse herşey gayet güzel bu sefer renkleri erkenden seçtik, rapor boyları tamam nisan sonu gibi bizim çocuk yaz koleksiyonu raflarda olacak. İplikler çekildi bu arada özel iplik kullanıyoruz neyse boyahaneye gitti 4 hafta sıra bekleniyor harika bekledik sıramızı bizim iplikler makinaya takıldı ve taaaak bir parça kırıldı makinada. Ne iplikleri çıkarabiliyoruz oradan başka bir boyahaneye gidebiliyoruz bu arada gitsek bile orada bir 3-4 hafta daha bekleyeceğiz bu arada organik sertifikasyon ile bu işi layığı ile yapan birkaç iyi boyahane var bunların hepsi de ağzına kadar dolu. Parçanın yurtdışından gelmesi beklendi, parçayı buradaki teknik ekip takamazsa Almanya'da mühendis gelecek falan derken ipliklerin boyanıp gelmesi haziran sonu eee siz o ipliği alıp örseniz dikseniz paketleseniz ve mağazalara getirseniz Temmuz ilk haftası olacak biz ne yaptık mecburen iptal ettik bu durumda bir sürü müşterimize karşı mahçup olduk. Neyse ki başka bir koleksiyon eklendi de bir miktar rahatladık ama yine de organik üretimin sürekliliği için daha çok fırın ekmek yememiz lazım. Şimdi gidip çalışmalıyım. Sevgiyle kalın.
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Kürkçü Dükkanı
Eveeeet Tilki'nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır diye boşuna dememişler. Tatil kısa sürdü, tadı damağımda kaldı ama işimi ve Istanbul'daki hayatımı da çok özlemişim. Yani insan ne kadar kendini tutmaya da çalışsa (benim gibi boğazına düşkün bir insan için bu çoğu zaman mümkün olmuyor) açık büfe olayı çok tehlikeli. Tatilden kilo alıp gelmek buna diyorlar herhalde. Ayol herkes yazın kilo verir ben kışın verip yazın alıyorum çok fena halde bir terslik var bu durumda. Insülin direncim için içtiğim ilaç uzun zamandır esamesi okunmuyor. Doktorun dediği günde 5 öğün yemek genelde 2 olarak günü tamamlıyor. Bu çoğu zaman öğle sularında yapılan bir kahvaltı ve akşam 22 civarında yenen bir akşam yemeği ile son bulan bir gün içinde ne kadar sağlıklı kalınabilir ve insülin direnci nasıl düzgün bir seviyede tutulabilir sorarım size.
Bir önceki yazımda kaldığımız otelin ne kadar çevreci uygulamaları var onları yazacağıma söz vermiştim. Bloguma bakarken uzun süredir yazmadığımı fark ettim ve bu arada verdiğim sözü de yerine getireyim dedim. Otel çevreci miydi yoksa ekonomik bir saikle mi o uygulamaları başlattı bilemiyorum ama havluları hergün değiştirtebilirsiniz, yere atarsanız değiştir askıda bırakırsanız ya da koltuk üzerinde o zaman değiştirme demekmiş. Biz tabi ki yere atmadık kendilerini sürekli el üstünde tuttuk ki zırt pırt yıkamaya gitmesin. 6 günde 6 defa değişen 6 adet havlu demek 36 adet havlunun yıkanması, kurutulması, ütülenmesi bu oranda su, sabun(korkunç kimyasaaaal) ve elektrik tüketimi demek olacak. Güzel bunu çoğu otel yapıyor zaten. Sanırım aynı sebeplerden çevreyi düşünmekten ziyade kendi ceplerini düşündükleri için. Ama olsun bu da bir yol. Ha bir de çarşaflar var ki onlar zaten daha da fena. Sorarım size kim evinde hergün çarşafını değiştiriyor, havlusunu değiştiriyor. Biz vallaha değiştirmiyoruz. Havlu daha sık değişebilir ama çarşaf bence 10-15 gün ideal bir süre. Eee tatildesin diye hergün mis temiz çarşafta yatmanıza ne gerek var. Üzerine bir çevreci kart bırakırsanız değiştirmiyorlar ama jilet gibi düzeltiyorlar bırakmazsanız o kartı o zaman fırt değiştiriveriyorlar. Tabi biz ne yaptık kartı hergün üzerine koyduk. Bir gün koymayı unutmuşum fırt değiştirmişler çok sıkıldım ama yapacak birşey yok. Gidip çamaşırhaneden kendi çarşafımızı bulma şansım yoktu:-)
Tüm bu uygulamalar çoğu işletmenin çevreci uygulama altında yaptığı ama aslında kendi bütçeleri için yaptıkları uygulamalar. Ben esas bu tip bacasız fabrikalarda, çevre için başka neler yapılıyor mesela onu merak ediyorum. Su arıtmaları ne durumda, Otellerin mutfaklarında kullanılan cihazlardan çıkan bir gaz var mı acaba doğayı kirleten ne bileyim mesela otelin tüüüüüm çamaşırları ne ile yıkanıyor çok mu kimyasal yoksa ekolojik yıkama malzemeleri kullanıyorlar mıdır? Ama maalesef ben birirsine ekolojik bir konuda soru sorunca mesela biz organik şeylerle masaj yapıyoruz diyen masajı anlatan adama aaa sertifikası nedir diye sorunca eşim gözlerini pörtletip artık ...... çıkartma organik dedi işte adam bakışı attığı için otelin yetkili personeline çevreci uygulamalar ile ilgili sorular soramadım.
Çocuk konseptli otele gitmekten bir süreliğine vazgeçtim şimdi merakla Side'de sanırım bir ekolojik otel varmış onu denemeyi bekliyorum. Araştırma yapıp hatta ileride bir gün deneme fırsatım olursa kendileri hakkında da yazmak isterim.
Sevgiyle kalın
Bir önceki yazımda kaldığımız otelin ne kadar çevreci uygulamaları var onları yazacağıma söz vermiştim. Bloguma bakarken uzun süredir yazmadığımı fark ettim ve bu arada verdiğim sözü de yerine getireyim dedim. Otel çevreci miydi yoksa ekonomik bir saikle mi o uygulamaları başlattı bilemiyorum ama havluları hergün değiştirtebilirsiniz, yere atarsanız değiştir askıda bırakırsanız ya da koltuk üzerinde o zaman değiştirme demekmiş. Biz tabi ki yere atmadık kendilerini sürekli el üstünde tuttuk ki zırt pırt yıkamaya gitmesin. 6 günde 6 defa değişen 6 adet havlu demek 36 adet havlunun yıkanması, kurutulması, ütülenmesi bu oranda su, sabun(korkunç kimyasaaaal) ve elektrik tüketimi demek olacak. Güzel bunu çoğu otel yapıyor zaten. Sanırım aynı sebeplerden çevreyi düşünmekten ziyade kendi ceplerini düşündükleri için. Ama olsun bu da bir yol. Ha bir de çarşaflar var ki onlar zaten daha da fena. Sorarım size kim evinde hergün çarşafını değiştiriyor, havlusunu değiştiriyor. Biz vallaha değiştirmiyoruz. Havlu daha sık değişebilir ama çarşaf bence 10-15 gün ideal bir süre. Eee tatildesin diye hergün mis temiz çarşafta yatmanıza ne gerek var. Üzerine bir çevreci kart bırakırsanız değiştirmiyorlar ama jilet gibi düzeltiyorlar bırakmazsanız o kartı o zaman fırt değiştiriveriyorlar. Tabi biz ne yaptık kartı hergün üzerine koyduk. Bir gün koymayı unutmuşum fırt değiştirmişler çok sıkıldım ama yapacak birşey yok. Gidip çamaşırhaneden kendi çarşafımızı bulma şansım yoktu:-)
Tüm bu uygulamalar çoğu işletmenin çevreci uygulama altında yaptığı ama aslında kendi bütçeleri için yaptıkları uygulamalar. Ben esas bu tip bacasız fabrikalarda, çevre için başka neler yapılıyor mesela onu merak ediyorum. Su arıtmaları ne durumda, Otellerin mutfaklarında kullanılan cihazlardan çıkan bir gaz var mı acaba doğayı kirleten ne bileyim mesela otelin tüüüüüm çamaşırları ne ile yıkanıyor çok mu kimyasal yoksa ekolojik yıkama malzemeleri kullanıyorlar mıdır? Ama maalesef ben birirsine ekolojik bir konuda soru sorunca mesela biz organik şeylerle masaj yapıyoruz diyen masajı anlatan adama aaa sertifikası nedir diye sorunca eşim gözlerini pörtletip artık ...... çıkartma organik dedi işte adam bakışı attığı için otelin yetkili personeline çevreci uygulamalar ile ilgili sorular soramadım.
Çocuk konseptli otele gitmekten bir süreliğine vazgeçtim şimdi merakla Side'de sanırım bir ekolojik otel varmış onu denemeyi bekliyorum. Araştırma yapıp hatta ileride bir gün deneme fırsatım olursa kendileri hakkında da yazmak isterim.
Sevgiyle kalın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
