16 Eylül 2014 Salı

Oğlum büyüyor

Büyüyen çocuklarımıza organik ürün kullandırmaya nasıl devam edeceğiz? Çok hızla tüketilen bir dünyada yaşıyoruz. Çocuklarımızın hızına yetişmek zor. 10 yaşına gelen oğlum artık itiraz ediyor ve kendi beğenilerine göre alışveriş yapmak istiyor. Geçtiğimiz sene başladı postacı çantası istiyorum diye. Halbuki birinci sınıfa başlarken Danimarka’dan aldığımız çanta hala taş gibi. Üstelik de çok kaliteli bir ürün, recycle malzemelerden elde edilmiş falan filan. Ama sırt çantası şimdi moda değil mi acaba diye bakıyorum her yerde zebil sırt çantası var. Peki bizim oğlanın derdi ne diye düşünürken gördüm ki büyük sınıflardaki erkek çocuklarının çoğunun çantası postacı çantası. Yazın bir iki postacı çantası istiyorum diye bıdı bıdı yaptı dedim ki okula başlarken bakarız. Neyse bir hafta sırt çantası ile gitti derken aile büyüklerinden gelen okul harçlığını çantaya çevirmek konusunda ısrar etti. 1 yıl oyalamışım fark ettim ki eninde sonunda o postacı çantasını alacağım. En iyisi daha fazla kendisinin kafasını bununla meşgul etmeyeyim de dersleri ile ilgilenmeye başlasın diye cumartesi günü gidip postacı çantasını aldık. Fakat çanta kendisine büyük. Israrla o koca çantayı takıp okula gidiyor. Bu da onun tercihi. Markasını kendisi seçti, gösterdiğim bilimum ürüne ezik, çirkin, bu ne çakma mı şeklinde yaklaştı. Markaları çok bildiğinden değil bu arada enteresandır çok bilindik bir spor markasının ürününe ezik, yine bilindik bir markanın ürününe de çakma dedi. Aslında bunların hepsinin alt yazısı bunları beğenmedim, kalitesi kötü ben kendi bildiğimi, beğendiğimi istiyorum. Sonuç kendi gözüne bir yıl kadar önce kestirdiği çantayı aldı. Bana da eskimemiş çantayı yıkayıp paklayıp seyahat için kullanmaya hazırlamak düştü. 

Yeni nesil çocukların kendi tercihleri var, beğenileri var. Organik ürün üreticileri bu hikayeyi iyi okuyamazlarsa yıl boyu 3-5 organik meraklısına ürün satmaktan ileri gidemezler. Biz de organik ürün bulalım diye ortalıkta dolanıp dururuz.


12 Temmuz 2014 Cumartesi

Yazın günler nasıl geçiyor

İki çocukla günler nasıl geçer? Tatil mi yoksa koşturmacanın devamı mı? Kış gelsin de okulları açılsın der gibi buluyorum bazen kendimi. Ama onlara da kıyamıyorum. Sabah erken kalkma güzel bir yürüyüş arkasından pazardan alınmış mis gibi nevalelerle mis gibi bir kahvaltı. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim belki organik değiller ama hem mevsiminde hem çevredeki köylerde yetişmiş güzel taze mis gibi meyve sebzeleri almak mümkün çevredeki pazarlardan. Kısa bir girizgahtan sonra kahvaltı bitince doğruuu denize tabii benim yapacak acil işlerim yoksa. Deniz kenarında bir süre üstlerinde mayolarla idare ediyorlar ikinci tura bu sefer organik içerikli güneş kremleri sürülüyor ve çok da geç olmadan yukarı çıkılıyor. Zeytinyağlı sebze yemeği yeniyor. Arkasından güneşte kendimizi oyalama seansaları başlıyor. Ben de bu arada resime merak sardım. Bu da ilk sulu boya denemem. Şimdi bir de yağlıboya çalışma yapıyorum bakalım nasıl olacak.

11 Temmuz 2014 Cuma

Ayakkabı kadınların tutkusu

Ayakkabı kadınların en büyük tutkusu. Babaannem bana evladım bu kadar ayakkabın olduğunu nişanlına söyleme seni almaktan vazgeçer derdi:-) Allahtan öyle olmadı. Gençlikte yapmışım öyle hatalar. Şimdi ihtiyaca yönelik 3-5 çift ile idare ediyorum. Tabii dünya kaynaklarını etkin kullanmak da lazım. Geçen gün hesapladım büyüğe hamile kalmadan önce aldığım çizmeyi ki kendisi şimdi 10 yaşında hala giyiyorum. Neden mi? Kaliteli ve yumuşak ve rahat. Pekiii bizim bızdıklara ne giydirmeli? İlk defa yürürken tabii ki en yumuşak en rahat en hafif, neredeyse ayağında yok gibi olan bir şeyler giydirmeli. O zaman doğru yerdeyiz: Quo Quo! bir harika. Bir defa İzmir’de üretiliyor. Elde üretiliyor. Kurşun içermeyen deriden ve yumuşacık. Çok da zevkli. Aman dikkat mağazada buldunuz mu almak lazım çünkü üretim süreleri çok uzun usta günde sadece 6 çift çıkarabiliyor eh tabi biten bedeni veya yeni modeli de haftalarca beklemek gerebiliyor.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Çevreci Anne Bildiriyor

Yaz deyince akan sular durur demiştim ya işte yaz geldi çattı. Her ne kadar iklim değişikliği sebebiyle tropik iklim gibi hem sıcak hem yağmurlu bir haziran yaşıyorsak da yakında güneş tüm kavuruculuğu ile tepeye çıkacak. Hem de her sene biraz daha etkisini arttırarak. Peki bu durumda ne yapmalı tabi ki koruyucu faktörü çok yüksek olmayan, zira faktör yükseldikçe içine giren kimyasalın koruma özelliği aynı oranda artmıyormuş, organik içerikli güneş kremini çantamıza atmayı unutmuyoruz. Bunun için iki şahane ürün var birisi Erbaviva’nın birisi de Derma Eco’nun ürünü. Bütçeye uygun olanı alıp gönül rahatlığı ile açık havaya. Bu arada tatile gitmek şart değil artık yaz güneşinde sokağa çıkarken de sürmeli aman dikkat!

26 Mart 2011 Cumartesi

Çocuklarımızın Geleceği İçin Hep Birlikte

Selam,

Bugün biz de Kapbula olarak katılmak istiyoruz. Maalesef AVM'ler gecenin bir kör vaktine kadar açık olduğu için ve her yer ışıl ışıl olduğu için biz ancak kısabiliyoruz ama illa ki kapatacağız zifiri karanlık yapamayız belki ama en azından iki tarafı kapatsak belki dikkat çeker. Gezegenimiz için çocuklarımızın geleceği için hepinizi 20:30-21:30 saatleri arası karanlığa davet ediyorum.

Sağlıkla kalın

19 Mart 2011 Cumartesi

Arbadirillooo

Içerden gelen sesler bu tip bağırışlar ve kahkahalar. Allah'ım sana şükürler olsun diyorum oğlu ile o kadar iyi anlaşan bir kocam var ki. Bazen ikisi de mi çocuk yoksa birisi baba mı ayırt edemiyorum ama ikisi de çok mutlulular. Allah bozmasın. Peki içimi kemiren meraka ne dersiniz? Acaba oğlunu mutlu ederken kendini kaybeden aşık olduğum adam ikinci oğlu gelince onu da mutlu etmek için biraz daha benimle olan vaktinden çalmayacak mı? Sanıyorum onlara eğlence yolları bana fedakarlık gözüktü.

Ikincisinin gelmesine 3 hafta gibi bir süre kaldı. Abi ile baba karar verdiler adı Kerem olacak. Aslında hikayeyi biraz daha önceden anlatmak lazım. Ali Paşa dedi ki kardeşimin adı Toprak olsun. Benim de çok hoşuma giti. Haha çevreci bir anne için oldukça da anlamlı atladım ismin üstüne. Ama maalesef babamıza beğendiremedik. Ne o öyle taş toprak evde çevreciliğin yeter bir de çoocuğun adını Toprak koymayalım dedi. Ali Kaan ve ben ne kadar ısrar etsek de bir türlü ikna edemedik. Meğer bu arada aşkım inceden inceye abinin üzerinde çalışmalar yapıyormuş. Birgün birden Ali demez mi anne kardeşimin adını Kerem koyalım hem babacık da daha mutlu olacak diye. Şaştım kaldım kısa bir sürede inanılmaz bir ikna kabiliyeti ile isme Kerem olarak karar verilmişti. Benim de toprağı çevreyi korumaya yönelik çabalarımın bir simgesi olacağını düşündüğüm bu küçük kuzunun adı benim dışarda bırakıldığım erkek konseyi tarafından çoktan belirlenmişti. Ne yalan söyleyeyim Kerem ismini de çok beğendim. Kereeeeem oğlum fazla uzaklaşma. Evet arkasından seslenirken de fena bir phonetik çıkmıyor. Şimdi benim Ali Paşanın yaptığı kitaba yazılarını yazmam lazım. O sebeple ayrılıyorum aranızdan.
Sevgiyle kalın

6 Şubat 2011 Pazar

Body Worlds

Selam,

Geçen hafta sevdiğim bir arkadaşım şehir fırsatlarında Body Worlds'e bilet var gider miyiz alayım mı diye sorduğunda aslında biraz tereddüt etmiştim. Aslında görülmeye değer bir sergi gibi geliyordu ama bir türlü cesaret edememiştim. O sorunca içimden evet demek geçti ve tamam al dedim. Pazar sabah kahvaltıya çağırdılar. Oldukça keyifli bir kahvaltı ettikten sonra saat 12.30 gibi yola çıktık. Bizim paşa şubat tatili münasebetiye Ankara'da anneannecik ve dedecikle inanılmaz eğlendiği ve aktiviteden aktiviteye koştuğu için yanımızda değildi arkadaşımın bizim paşa ile aynı yaştaki oğlu ve neredeyse 10 aylık olan kızını babalarla bırakıp çıktık yola. Başlangıçta yaşam döngüsü anne karnında 3-4 haftalık embriyodan 33 haftalık bebeğe kadar çeşitli ebatlarda bebek vardı. Bir kısmına bakmak beni biraz zorladı ama merakıma yenik düştüm ve kıyısından baktım bir kaçına. Özellikle de bakarken gerçek olmadıklarına inandırdım kendimi ve bu şekilde sanırım bakmak kolaylaştı. Fakat bebeklerin olduğu bölümün girişindeki uyarı yazısı da biraz sinirinizi bozuyor. Bakamamam gerek dedirtiyor insana. Eğer bakamayacağınızı düşünüyorsanız sağdan ilerleyebilirsiniz gibi bir uyarı. Tam kelime kelime hatırlamıyorum ama sanırım böyle birşeydi. Sonrasında da gördüklerimiz bizi oldukça etkiledi. Aslında organik gıda,organik tekstil,organik kozmetik ve ekolojik temizlik malzemeleri kullanılması konusunda takıntıları olan bir kadın için inandığınız şeylere sıkı sıkıya sarılmanıza sebep oluyor. Sağlıklı ve sağlıksız bedenler, iç organlar, sigara içen insanın ciğer ile içmeyenin ciğerinin karşılaştırması falan derken insan kendini sorgular buluyor. Serginin çıkışında ise hayatı, yaşam biçiminizi, yediklerinizi, yaptıklarınızı bir defa daha sorgulattırıyor sergi. Aslında oldukça eğitici bir sergi olmuş. Bazı bölümler rahatsız edici gibi geldi ama oldukça enteresan çalışmalar. Yapanların ve sergilenmesine aracılık edenlerin ellerine sağlık. Çıkış bölümündeki birkaç özlü söz de oldukça dikkat çekiciydi. Netice itibarıyle görmek isteyenlere kaçırmayın derim. Sevgili arkadaşım vesile olduğun için sana da teşekkür ederim.

Sağlıklı ve güzel günler dilerim,

9 Ocak 2011 Pazar

Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'na Teşekkürler

Merhabalar,

Ben her zamanki gibi bir arazi oluyorum bir ortaya çıkıyorum:-) Sanıyorum kaldırabileceğimden daha fazla işe kalkışıyorum ama elimde değil. Blog yazmak da neyime aslında. Ama paylaşmak da istiyorum bir taraftan. Bu ara başımdaki işleri tek tek sıralasam bir A4 sayfası dolar taşar sanırım. Bunlardan en keyif aldığım kısmı çocuklar için birşeyler yaptığımız işler. Aslında daha önce hikayemi anlatmışımdır. Bu işe başlamamın en önemli sebebi de buydu. Gelecekte çocuklara nasıl bir dünya kalacak. Bugün yedikleri içtikleri kadar giydiklerinin de ya da kıyafetlerinin yıkandığı sabunlar bile önemli diye her fırsatta anlatıyorum. Enteresan, anneler kendilerine o kadar dikkat etmiyorlar ama çocukları için titizlenen bilinçli bir anne grubu var. Onların sayısının çoğalması lazım. Neyse nerden nereye konudan konuya atlamakta üstüme yok.

Aralık ayı boyunca Kapbula ürünlerinden yapılan alışverişin %20'sini Kanserli Çocuklar Vakfı aracılığı ile kanser tedavisi gören bebek ve çocuklara hediye olarak vereceğimizi duyurmuştuk. Mağazalarımıza gelen müşterilerimizden bir de çocuklar için yılbaşı kartı yazmalarını istedik. Bir kısım müşterimiz ne yazacağını bilemediği için not yazmak istemedi ama çoğu çok güzel dileklerde bulundular ve kartları yazdılar. Biz de kartlar ile birlikte mağazada satılmakta olan organik tekstil ürünlerimizden toplam 75 çocuğa organik hediyelerini paketledik bir kısmını kendi ellerimizle götürdük. Bu noktada Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'nda çalışan tüm gönüllülere, hemşirelere ve doktorlara ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Büyük özveriler ile çocuklar için çalışıyorlar. Çocukların gözlerindeki sevinç ve ıstırap karışımı ise yürekleri parçalamaya yeter de artar. Bir anne olarak gülümsemeye devam etmek çok zor.

Daha önceleri de annelere anlatmaya çalıştığım konu burada ortaya çıkıyor sanki. Insan hayatında belirli bir kimyasala örneğin 100 birim kimyasala maruz kalacak. Bu kimyasalların size, bebeğinize, çevrenize zararlı olduğunu, hatta kanser yapabileceğini, bir kısmının etkilerinin bilinmediğini söylüyorlar. Bu kimyasalların bir kısmı kontrol edebileceğiniz girdilerden, bir kısmı ise kontrolünüz dışında girdilerden. Şimdi sormak istiyorum kontrol edebildiğiniz girdilerden olanları hiçe saymak ve aynı şekilde kullanmaya devam etmek ister misiniz? Vakıftakiler ile kısa bir sohbet etme fırsatım oldu. Her yıl kanser tedavisi için başvuran çocukların sayısı artıyor. Yaşları da 1 ila 17 arasında. Bu sene gittiğimizde 23 yaşında iki genç de oradaydı onların hastalıkları nüksetmiş. Çocuklukta onları tedavi eden doktorlarının kontrolünde olmaları için onları da aynı servise yatırmışlar.

Dostça bir tavsiye hayatınızdaki kimyasalları en azından kontrol edebildikllerinizi biraz olsun azaltın. Özellikle gereksiz birçok şeye yapılan harcamalardan biraz kısıp organik giyecek, organik yiyecek, organik içerikli kozmetik, organik içerikli temizlik malzemelrinden satın almak için bir bütçe hazırlayın derim. Biz tedbiri elden bırakmayalım. Ne zaman kimin başına ne geleceği belli olmaz.

Sağlıklı ve güzel günler dilerim,
Tuba

9 Aralık 2010 Perşembe

Yeni Yıl Kampanyası


Herkese Merhaba,

Geçtiğimiz yılbaşında da yaptığımız bir kampanya vardı Kapbula Organik Şeyler ailesi olarak. Hem bizim içimize çok sindi hem de müşterilerimizin. Ben soranlara hep söylüyorum bizim işte maalesef diğer firmalarda olduğu gibi ciddi kar marjları yok. Şirketi ancak döndürüyor döndüremiyor. O yüzden de bizim müşterimiz hep soruyor (öyle alıştırılmışlar çünkü) ne zaman indirime gireceksiniz diye. Biz de hiç bir zaman diyoruz. Genel indirim yok. Ama ara ara ürün üretimi bitti ise stok eritmelik indirimler yapıyoruz. Özellikle Forum Mağazamızda oluyor o ürünler. Neyse uzatmayayım lafı. Bu sene de %20 indirim yapttık. Ama müşteriye yansıyan bir tarafı yok. Peki diyeceksiniz ki bu nasıl indirim? Anlatayım memnuniyetle. Bizden alış veriş yapıyorsunuz ya da yapıyorlar. Kapbula markalı ürünlerin satış rakamına bakıyoruz ay sonunda. Bu tutarın %20'si kadarına denk gelen organik ürünlerimizden hediyeler hazırlıyoruz. Kacuv (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı) bize yardımcı oluyor bu konuda. Onların kliniğinde tedavi gören yaşları 1 ile 17 arasında değişine çocuklara organik hediyeler gidiyor. Hem de müşterilerimizin kendi el yazıları ile yazdıkları tebrik kartları iliştirilmiş şekilde. Bu sene Okmeydanı hastanesinde de ihtiyacı olan çok çocuk olduğunu söylediler onları da listeye ekleyebilir miyiz dediler. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Şimdi hepinizin desteğini bekliyoruz.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

18 Kasım 2010 Perşembe

Nerelerdeyim

Herkese Merhaba,

Geç olsun güç olmasın herkese iyi bayramlar. Bu sefer değişik bir macera paylaşmaya diye geldim bilgisayar başına. Nerelerdeyim ne haldeyim anlatasım geldi. Şu anda Pisa ile Venedik arasında otobüste gidiyorum. Yanımda hayatımın aşkı, tatlı kuzu oğlum ve karnımda da ikinci fındık. Evet epey zamandır yazamıyorum çünkü sanki bu küçük kuzudan bahsederim de zamanından önce nazar değer diye korkumdan çok kısıtlı yazı yazdım. Zaten malum hazırlık kışlık ürünler derken baya bir meşguldüm. Laf aramızda küçük fındık beni çok yoruyor. Akşamları erkenden uyuya kalıyorum. Ali Bey’de bu kadar yorulmamıştım. Ya o zaman daha gençtim ya da bu kadar yorucu bir iş ile meşgul değildim. Bu kadar yorgunluğa peki bu seyahat de nerden çıktı diyebilirsiniz. Bu organik işi, mağazalar beni o kadar meşgul etmiş ki neredeyse 1.5 yıldır bir yer görmeye gitmemişim. Halbuki hayatımın aşkı ve benim en çok sevdiğimiz şey her sene yeni bir ülke yeni bir kültür, yeni bir yer keşfetmek. Dünyada çevreci eğilimler ne, mağazalar nasıl, insanlar neden bahsediyor takip etmek hoşumuza gidiyor. Aa bu arada oranın yerel bir tadını, mutfağını keşfetmek de yanımıza kalan karımız. Bu seyahat Roma’dan başladı. Hayatımızda ilk defa tur ile gidiyoruz. Bize çok uymadı bu düzen. Zira kalkış saatleri, hele bir de hamile bir kadın ve 5.5 yaşında bir çocuk için ayak uydurmanın biraz zor olduğu bir düzen. Aralarda turdan kaçıp kendi başımıza dolaştık. Ne olursa olsun üçüncü günün sonunda perte çıktım. Sabah 10’da sokaklara çıkıyoruz saat akşam 8 gibi otele dönüyoruz ve sadece yürüyoruz. Karnımdaki cadı da bir ağır ki görenler 7 aylık hamile zannediyor halbuki daha 5 aylık ama Ali Kaan’da da böyle olmuştu karnım katana kıvamına geliyor tez zamanda. Neyse anlayacağınız ayaklarım benden davacı. Kalçam, belim çekiyor ve bu çeken sinirler sol kolumu çekiyor. Geceleri doğru dürüst uyuyamıyorum bile.Geçen gece bir ara ağladım diyebilirim ağrımdan. Allah’ım diyorum nazar değdi galiba. Istanbul’a dönünce dinleneceğim.

Dün Floransa’da tesadüfen bir restoran buldum. Buldum diyorum çünkü kocacık hayatta başka birisine sormama izin vermezdi. Ali Bey Babası ile Disney Store’da dolanmak için tutturunca onlar oraya bakarken ben de çevreyi görmeye devam etmek için ara sokaklara daldım. Bir violette mağazasında çalışan çekik gözlü genç bayana bu ara sokakta güzel bir restoran, Toscana bölgesine has bir yemek yapan şirin, temiz, güzel restoran var mı dedim. O da bu sokakta yok ama buraya çok yakın bir yer var dedi ve bana bir kart çıkartıp verdi çantasından. Tarifi de yaptı. Bizimkiler yanıma gelir gelmez restoranın yolunu tuttuk. En önemli özelliği turistik değil. Lokal insanların bildiği rezervasyon ile gidilen, inanılmaz bir restoran. Nazikçe rezervasyonumuz yoksa mümkün olmadığını söylerken öyle bir bakış attık ki hatta benim hamile halime Ali Kaan’ın yorgun bakışlarına acımış olabilir genç arkadaşlar, Saat 8’de masanın sahiplerinin geleceğini söylediler. Bizim de otobüsümüz 8 de hareket edeceği için hızlıca yemek yeyip kalkacağımızı söyledik ve anlaşıp bize gösterilen yere oturduk. Bu Italya seyahati boyunca yediğimiz en güzel akşam yemeği idi. Bir gün gidecek olursanız telefonunu ve adını yazmak istiyorum. Coquinarius 0552302153 Floransa.

5 gündür hava çok güzeldi ama bugün Piza gezisi ağır yağmur altında gerçekleşti. Umarım Venedik bu kadar soğuk ve yağmurlu olmaz. Fırsat bulabilirsem tekrar yazacağım. Bu arada hep turistik yerleri gezdiğim için olabilir çok organik şey görmedim ama cardboard mağaza ekipmanları çok, ekolojik, geri dönüşümlü ürünler çok. Onlardan da kayda değer olanlarını bulabilirsem yazmak isterim.

Şimdilik hoşçakalın,
Sevgiler

5 Kasım 2010 Cuma

İşte Bu da Fuar'dan İlk Fotoğraf


İşte fuar standımız hazır oldu. Aslında içimize sinmeyen eksik kalan tarafları var ama yine de laf aramızda standart bir stand ancak bu kadar orjinal hale getirebilirdi:-) Umarım siz de gelirsiniz ve beğenirsiniz. Bu arada standda tekstil ürünleri %40-%50 indirimli bilginiz olsun.


Sevgiyle kalın,

4 Kasım 2010 Perşembe

BU DA GECE ÇALIŞMASINDAN BUYRUN


Akşam 21:30'da başlayan çalışma gece 1 sularında daha bu haldeydi. Sabah ola hayrola yetişecek inşallah.

3 Kasım 2010 Çarşamba

EKOLOJİ FUARI ŞEHRİN GÖBEĞİNDE


Sevgili Anneler ve babalar,

4-7 Kasım tarihlerinde İstanbul'da Ekoloji fuarı var. Fuarın en güzel kısımlarından birisi Fulya'da olması. Şehrin göbeğinde hem de satışa açık bir fuar. Kapbula Organik Şeyler standında %100 organik GOTS ürünleri standımızda yerini alacak. Bu gece oradaydık hazırlıklar için hatta sorumsuz anne olarak Ali Bey'i de götürdüm o da çeşitli aşamalarında yardım etti sağolsun. Yarın başlayan fuara herkesi bekliyoruz.

Sevgiler

5 Ekim 2010 Salı

Termal Atlet Çılgınlığı

Herkese merhaba,

Bu aralar sık sık ara vererek yazıyorum farkındayım. Sanmayın ki paylaşmaya ihtiyacım yok ama vaktim hiç yok. Sürekli bir vakit problemi çekiyorum. Neredeyse hiçbir şey yapmaya vaktim kalmıyor. Bir de üstüne üstlük akşamları 22:30 sularında uyuya kalınca ne bloguma yazabiliyorum ne de gece çalışmalarımla evde ha bir gayret bitirdiğim koleksiyon çalışmalarıma vakit bulabiliyorum. Bu erken uyuya kalma durumu beni fena halde sekteye uğratıyor. Neyse uzun bir girizgahtan sonra gelelim başlıktaki konuya.

Yaklaşık 2 yıldır Kapbula markası var. Kalitesi ise her kullanan anne ve çocuk tarafından tescilli diyebiliriz. Bu konuda çok titiz davranıyoruz. İç çamaşırlarımız çok beğeniliyor tabi bu arada her çocuğun vücut yapısı bir olmadığı için nadir de olsa kalıbın küçük geldiği ya da rahatsız ettiği çocuklar da olmadı değil. Ama yumuşaklık, dikişlerdeki detay, etiket falan derken çocuklar bizim çamaşırlar ile çok rahat ediyorlar. Bir süredir thermal atlet arayan anneler türedi. SÜrekli aynı soru termal atlet var mı? Termal atlet var mı? Bizim çocuk çok terliyor thermal atlet terletmiyormuş mutlaka ondan almalıyım. Öncelikle söylemeliyim biz Kapbula olarak thermal atlet yapmıyoruz. Yanlış bilmiyorsam vücut ısısını korumak için kullanılan bir atlet. Özellikle kayak falan yapanların kullandığı bir atlet. Terletmemek üzere değil de vücut ısısı dışarı kaçmasın diye bir atlet. Malum karda kışta bir saat kayıyorsunuz donamamanız için bir termal atlet şart olabilir. Fakat eğer böyle bir iklim koşulu yoksa termal atlete ne gerek var onu bilemiyorum. İkinci olarak bu termal atletlerin benim piyasada gördüklerimde %50 naylon %50 viscos oluyor. Vİscos bir tür selülozdan yapılan (yanlış bilmiyorsam) bir iplik gerisi de naylon. Çocuğun vücut ısısı dışarı çıkmasın diye ben sentetik bir atlet giydirmek istemem. Terletmeyen bir ürün ise kullanmaktan itina ile kaçarım. Insan doğası gereği terlemeli, vücudundaki toksinleri atmalı, hayatın ve sağlıklı döngünün içinde bu var. Normal bir insan terlemeli. Ha evet aşırı bir terleme varsa o zaman doktor kontrol etmeli acaba bu çocuğun metabolizmasında bir sorun var mı? Yoksa çocuğu terletmeyelim diye uğraşmamalı. Aksine terlediğinde çok iyi emebilecek bir çamaşır giydirmeli. Biz de Kapbula organik şeyler olarak %100 organik standartlarda GOTS sertifikası ile ürettiğimiz %100 organik pamuk ürünlerimizin teri emdiğini ve çocukları rahat ettirdiğini biliyoruz. Ama ekstra bir terlemeyi önleyici özelliği ya da ısıyı içeride tutma özelliği yok. Isıyı içeride tutma da hava aldırmadığı için sağlıklı bir durum değil ama annelerin bazıları takılmış durumda termal atlet arıyorlar. Yine yazıyorum karda buzda sokakta dağda kalınacak bir durum varsa düşünülebilir onun dışında benim fikrim çocuğun vücudunun nefes alması,terlemesi en doğalıdır. Mühim olan teri sırtında kurumasın.
Başka bir gün başka bir konu ile yeniden buluşmak üzere.
Sağlıklı günler dilerim.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Çok oldu yazmayalı

Evet bu ne hareketsiz bir blog? Hiç mi yazacak birşeyin yok diyorsunuz biliyorum ama özür dilerim bu aralar inanılmaz bir tempo, inanılmaz yoğunluk gece saatlerine kadar çalışmalar, sabaha kadar uykusuz geceler, kış koleksiyonu, mağazaların eksikleri derken 5 saat falan uyuyabilirsem öpüp başıma koyuyorum. Ekonomi sıkışık, kimseler alışveriş yapmıyor. Yine de çok şükür 3-5 birşey oluyor ama mağazaları ayakta tutmak bu devirde çok zor. Çok dertlenmişim herhalde bu kadar ayrılıktan sonra yazmaya başlayınca ağzımdan dökülen ilk laflara bakın. Allah daha beterinden saklasın. Bu aralar organik piyasasında bür sürü batan firma varmış diye duydum. Herkes için için zor olan piyasa koşulları organikçiler için daha zor sanırım. Bir taraftan arzı da sınırlı bir ürünü satmaya çalışıyorsunuz. Yaz boyunca biz kozmetik ve temizlik malzemelerinde bu sıkıntıyı yaşadık. Ne kadar çok müşterimizi bekletmek zorunda kaldık bilemezsiniz. Yurtdışında ürünlerin bir kısmı bitiyor fabrikalardan çekmek için malın yeniden üretilmesi bekleniyor o malın da gümrük şu bu işlemleri diyesiye gelmesi 1.5 ayı buluyor. Şİmdi tüketiciyi alıştırıyorsunuz ürüne, çok memnun kalıyor fakat çamaşırını yıkayacak ne o sıvı sabun kalmadı. Ay ne kadar zorlandık bilemezsiniz. Kozmetik keza öyle seyahat boyları kalmıştı firmanın elinde habire bidi bidi boyları sattık. Niye çocuk yıkanmayacak mı 1.5 ay tabi ki hayır ama anne o kadar memnun ki başka birşeyle yıkamak istemiyor. Neyse dün itibariyle tüm ürünler raflarda yerini aldı artık biz de rahat müşterilerimiz de rahat. Bu arada bizim yaz koleksiyonunda başımıza geleni anlattım mı hatırlayamadım ama kısaca yazayım organik üretimin zorluğu da bir nebze olsun anlaşılsın. Biz çocuklar için bir yaz koleksiyonu yaptık. İplikler boyanacak çizgili kumaşlar var polo pike t-shirtler var falan neyse herşey gayet güzel bu sefer renkleri erkenden seçtik, rapor boyları tamam nisan sonu gibi bizim çocuk yaz koleksiyonu raflarda olacak. İplikler çekildi bu arada özel iplik kullanıyoruz neyse boyahaneye gitti 4 hafta sıra bekleniyor harika bekledik sıramızı bizim iplikler makinaya takıldı ve taaaak bir parça kırıldı makinada. Ne iplikleri çıkarabiliyoruz oradan başka bir boyahaneye gidebiliyoruz bu arada gitsek bile orada bir 3-4 hafta daha bekleyeceğiz bu arada organik sertifikasyon ile bu işi layığı ile yapan birkaç iyi boyahane var bunların hepsi de ağzına kadar dolu. Parçanın yurtdışından gelmesi beklendi, parçayı buradaki teknik ekip takamazsa Almanya'da mühendis gelecek falan derken ipliklerin boyanıp gelmesi haziran sonu eee siz o ipliği alıp örseniz dikseniz paketleseniz ve mağazalara getirseniz Temmuz ilk haftası olacak biz ne yaptık mecburen iptal ettik bu durumda bir sürü müşterimize karşı mahçup olduk. Neyse ki başka bir koleksiyon eklendi de bir miktar rahatladık ama yine de organik üretimin sürekliliği için daha çok fırın ekmek yememiz lazım. Şimdi gidip çalışmalıyım. Sevgiyle kalın.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

Eveeeet Tilki'nin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır diye boşuna dememişler. Tatil kısa sürdü, tadı damağımda kaldı ama işimi ve Istanbul'daki hayatımı da çok özlemişim. Yani insan ne kadar kendini tutmaya da çalışsa (benim gibi boğazına düşkün bir insan için bu çoğu zaman mümkün olmuyor) açık büfe olayı çok tehlikeli. Tatilden kilo alıp gelmek buna diyorlar herhalde. Ayol herkes yazın kilo verir ben kışın verip yazın alıyorum çok fena halde bir terslik var bu durumda. Insülin direncim için içtiğim ilaç uzun zamandır esamesi okunmuyor. Doktorun dediği günde 5 öğün yemek genelde 2 olarak günü tamamlıyor. Bu çoğu zaman öğle sularında yapılan bir kahvaltı ve akşam 22 civarında yenen bir akşam yemeği ile son bulan bir gün içinde ne kadar sağlıklı kalınabilir ve insülin direnci nasıl düzgün bir seviyede tutulabilir sorarım size.

Bir önceki yazımda kaldığımız otelin ne kadar çevreci uygulamaları var onları yazacağıma söz vermiştim. Bloguma bakarken uzun süredir yazmadığımı fark ettim ve bu arada verdiğim sözü de yerine getireyim dedim. Otel çevreci miydi yoksa ekonomik bir saikle mi o uygulamaları başlattı bilemiyorum ama havluları hergün değiştirtebilirsiniz, yere atarsanız değiştir askıda bırakırsanız ya da koltuk üzerinde o zaman değiştirme demekmiş. Biz tabi ki yere atmadık kendilerini sürekli el üstünde tuttuk ki zırt pırt yıkamaya gitmesin. 6 günde 6 defa değişen 6 adet havlu demek 36 adet havlunun yıkanması, kurutulması, ütülenmesi bu oranda su, sabun(korkunç kimyasaaaal) ve elektrik tüketimi demek olacak. Güzel bunu çoğu otel yapıyor zaten. Sanırım aynı sebeplerden çevreyi düşünmekten ziyade kendi ceplerini düşündükleri için. Ama olsun bu da bir yol. Ha bir de çarşaflar var ki onlar zaten daha da fena. Sorarım size kim evinde hergün çarşafını değiştiriyor, havlusunu değiştiriyor. Biz vallaha değiştirmiyoruz. Havlu daha sık değişebilir ama çarşaf bence 10-15 gün ideal bir süre. Eee tatildesin diye hergün mis temiz çarşafta yatmanıza ne gerek var. Üzerine bir çevreci kart bırakırsanız değiştirmiyorlar ama jilet gibi düzeltiyorlar bırakmazsanız o kartı o zaman fırt değiştiriveriyorlar. Tabi biz ne yaptık kartı hergün üzerine koyduk. Bir gün koymayı unutmuşum fırt değiştirmişler çok sıkıldım ama yapacak birşey yok. Gidip çamaşırhaneden kendi çarşafımızı bulma şansım yoktu:-)

Tüm bu uygulamalar çoğu işletmenin çevreci uygulama altında yaptığı ama aslında kendi bütçeleri için yaptıkları uygulamalar. Ben esas bu tip bacasız fabrikalarda, çevre için başka neler yapılıyor mesela onu merak ediyorum. Su arıtmaları ne durumda, Otellerin mutfaklarında kullanılan cihazlardan çıkan bir gaz var mı acaba doğayı kirleten ne bileyim mesela otelin tüüüüüm çamaşırları ne ile yıkanıyor çok mu kimyasal yoksa ekolojik yıkama malzemeleri kullanıyorlar mıdır? Ama maalesef ben birirsine ekolojik bir konuda soru sorunca mesela biz organik şeylerle masaj yapıyoruz diyen masajı anlatan adama aaa sertifikası nedir diye sorunca eşim gözlerini pörtletip artık ...... çıkartma organik dedi işte adam bakışı attığı için otelin yetkili personeline çevreci uygulamalar ile ilgili sorular soramadım.

Çocuk konseptli otele gitmekten bir süreliğine vazgeçtim şimdi merakla Side'de sanırım bir ekolojik otel varmış onu denemeyi bekliyorum. Araştırma yapıp hatta ileride bir gün deneme fırsatım olursa kendileri hakkında da yazmak isterim.

Sevgiyle kalın

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Ne Tatil Ama

Ne kadar zamandır soluksuz çalıştık bilemiyorum. Yeni bir iş bir sürü sorumluluk hatta bir sürü sorun derken kısa bir tatil kısmet oldu bize de. Eşim artık sürmenaj olmak üzereydi. Daha fazla dayanamayacağım kısa bir nefese ihtiyacım var dedi. Bizim geleneksel aile tatilimiz her yıl bir hafta gibi kuşadasında geçiririz. Harika bir otel var. 10 yıl oldu mu bilemiyorum ama Ali yoktu hatta evlenmemiştim biz oraya gitmeye başladığımızda sanırım. O zaman 10 yıl olmuştur. Pine Bay diye bir otel. Harika bir yerdir. En iyi tarafı denizi. Hiç Kuşadasının içindeki sahil gibi değil. Otel bir koya kurulu adından da tahmin edilebileceği gibi çamlarla kaplı. Tesis tüm koyu kaplıyor. Ellerinden geldiğince doğasına zarar verilmeden yapılmaya çalışılmış. Herşey çok güzel. Bu sene ramazan ve ev tadilatları münasebetiyle biraz geçe kalınca bu aile tatili eşim dedi ki dayanamıyorum kaçalım Istanbul'dan 4-5gün bile yeter nefes almam için. Kadınlar daha mı dayanıklı oluyor yoksa ben onun kadar çok sorunla uğraşmıyor muyum bilmiyorum ama bana o kadar bunaltı gelmiyor Istanbul'da. Tabi kim sevmez tatili belki de ben kendi işimi yapıyorum gece gündüz sabah akşam iş yapıyorum, Ali Bey ile ilgilieniyorum, evin işleri ile ilgileniyorum, vergi, ödeme, banka işleri falan derken bir sn boş vaktim olmuyor ama olsun şikayet etmiyorum. Allah sağlık ve güç kuvvet versin yaparım diyorum. Belki de kadınların genetik kodlaması böyle ya da benim annemin genetik kodlamsı bize de sirayet etmiş. Günlük eziyet dozumuzu almazsak rahat etmeyiz biz Reşat'In kızları ile torunları. Teyzoşlarım da annecim de hep öyledir. Saç süpürge olmalı hem de neredeyse herkes için yapılmalı. En çok da eş, çocuklar, akrabalar, arkadaşlar, komşular derken bu liste uzar gider. Allah allah konu nasıl buraya geldi. İşte pırtı çeneliğimin bir örneği daha. Ne anlatacaktım nerelere geldim. Sonuç olarak eşimle ve oğlumla kısa ama güzel bir tatile çıkmaya karar verdik veeee işte Antalya'dayız. 41 derece sıcakta ama hayatımızdan memnunuz. Ama en memnun olanımız Ali Bey. Inanamazsınız tatilin keyfini o çıkarıyor. Bizi de olabildiğince sömürüyor. Okul tatil olduğunda şöyle söylemişti anne bütün kış Elifle (bakıcımız) oturdum yazın benim de tatile ihtiyacım var. ELif gitsin biz de tatile gidelim. Evet arkadaş bu şekilde yaklaşıyor olaya. Kışın anne baba çalışır o da okula gider yazın 3 ay tatil yapılır maaile ve non-stop kendisi ile ilgilenilir. Neyse olay biraz açıklandıktan sonra malumunuz üzere arkadaş Ankara'ya gitti. Annenecik ve Yektacık inanılmaz bir performans sergilediler. Arkadaş Ankara'dan gelmek istemedi. Lakin 15 sene sonra anneannecik Yektacığı ev tadilatı için ikna ettiğinden bu yıl ev tadilata girdi ve Ali Bey Istanbul'a döndüüüüü. Şimdi Ankara'daki tadilatın bitmesini büyük bir hevesle bekliyor. Zira Ankara'da kral Ali Bey.
Gelelim Antalya'daki tatile. Burası çocuk konseptli 2007'de açılan bir otel. Arkadaş hayatından çok memnun ama şunu söylemeliyim. Orada çocuk konseptli birşey olsun birçok şey onlara göre düşünülmüş olsun bizim canavar bize yapışıp bizi sonuna kadar kullanmakta ısrarcı. Playbarn'a giderken bile pazarlık ediyor. 1 saat sonra mutlaka gelip alın. Ben burda yemek yemem. Bugün gitmem yarın giderim. Kaydıraktan kayalım su kaydıraklarından. Çocuk havuzuna salyım. Dalgalarla boğuşalım. Derken elin anne babalarının neden bebelerin eline PSP verdiğini şimdi anladım. Ali daha bebekti bir restoranda bir aile oturuyor çocuk elindeki PSP'ye kitlenmiş oyun oynuyor kadın ve adam da raha trahat sohbet edip yemek yiyor. Yanlarında 6 yaşında bir erkek çocuk var yok farkında bile değiller. Bazen benim de içimden gelmiyor değil. Bizde PSP hala sınırlı saat kullanılıyor. Ama kurtarıcı olarak yanımda taşımaya başlayabilirim her an. Şimdi gitmem lazım. Otel ile ilgili ve çevreci uygulamaları ile ilgili detayları bir sonrakinde yazacağım.

Sevgiyle kalın

15 Temmuz 2010 Perşembe

15 gün Ali'siz nasıl geçti

Aman Allah'ım ilk günler çok zor geçti.Kendisine belli etmemekle birlikte skype'dan ilk kendisine baktığımda gözlerim doldu. Ilk defa Ali Bey'den uzak kaldık. Hep diyorum zaten çocuklar anne babadan ayrılmaya hazır ama anne babalar özellikle anneler ayrılmaya hazır olmadığı için çocukları eve bağlıyorlar. Eşim Ali Bey'in bu özgür ruhundan, bize bağımlı olmamasından çok memnun. Adam kendi menfaatine olan duruma anında adapte oluyor. Tabi anneannecik ve dedeciğin de rolü büyük. Inanılmaz bir performans sergilemişler. Neredeyse hergün bir program yapılmış. Her sabah bahçede 1 saat bisiklete binme, parkta oynama yapılmış. Bazı günler havuza gidilmiş. Daha ne olsun. Tabi arkadaş geri dönmek istemedi. Yaz sonuna kadar Ankara'da kalacağım diye ısrar etti. Annemlerde de tadilat var ev yıkık ve dökük vaziyette şu anda. Ali Bey de hararetle anneannecikteki tadilatın bitmesini bekliyor. Ankara'ya gidecek. Okul bittiğinde söylediği ilk cümle bütün kış boyu evde Elif'le durdum yazın da durmamı beklemiyorsunuz herhalde. Benim de bir tatil yapmaya hakkım var. Aman Allah'ım biz bu canavara nasıl yetişeceğiz. Bu arada çocuk yokken hayat nasıl geçti diye sorarsanız enteresan bir şekilde yavan geçti. Bir iki akşam sinema yapıldı bir akşam sevdiğimiz bir arkadaşlarımızla yemeğe gidildi başka da birşey yapılmadı hep çalışıldı. Malum Türkiye'nin en bir şahane organik kıyafet markamızı ve zincir mağazalarımızı :-) yaygınlaştırmak için çok çalışmak lazım.

Sevgiyle kalın

8 Temmuz 2010 Perşembe

Havalar Isındı mı? Yaz geldi mi?

Bugün Istanbul'da hava oldukça serin bir esinti bir esinti. Sabah işe gelirken uçuyordum az daha. Mevsimler mi kaydı küresel ısınma dedikleri bu mu acaba? Temmuz ayında havanın böyle olması normal mi? Hava durumu tahmincilerinin söylediği mevsim normalleri mi bu yoksa mevsim anormalleri mi? Zaman içinde yaşadıkça göreceğiz sanırım. Eğer gerçekten küresel ısınmanın yarattığı anormalliklerse o zaman kara bulutları dağıtmak için ne yapmak lazım. Çevreci aktivist biraz da deli olursanız iş kolay. Aman su açık kalmasın, elektrik boşa tükenmesin, arabayı kirli kirli de kullanıyorum ayağımı yerden kesiyor ve istediğim yere götürüyor, kağıtların arkalarını da kullanalım, işi bitince geri dönüşüm çöpüne atalım, satın aldığım ürünlerin ambalajları çok küçük olmasın ki ne kadar az plastik çöpe giderse o kadar iyi olur, organik meyve sebze alalım, Ali Bey'e organik iç çamaşırı olsun, aman konvansiyonel pamuk çok doğayı kirletiyor, organik içerikli sülfat paraben ve petrol türevi girdi içermeyen şampuan, krem olsun hem doğa kirlenmesin hem oğlumun vücudunda kimyasal birikmesin derken derken bir bakmışım hayatım bu çevre hastalığı etrafında dönüyor. Ne yalan söyleyeyim bazen yoruluyorum ama es kaza plastik şişeyi, kullandığım kağıdı normal çöpe atınca vicdan azabı çekiyorum. Diyorum ki daha çok anne bu işe dikkat etse o zaman esas üretim gücü elinde olan dev firmalar da pazar payı kaybı endişesi ile daha fazla çevreye doğaya yönelik üretim iyileştirmeleri yaparlar diye düşünüyorum. Daha çevreci sağlıklı ve güzel bir gün dilerim.
Sevgiyle kalın

25 Haziran 2010 Cuma

Sineklerden uzak durmanın yolları

Geçenlerde bir e-mail geldi. Yabancı bir siteye üyeyim. Ekolojik ürünlere, doğal yöntemlere ve organik ürünlere meraklı bir doktorun sitesi. Oradan gelen e-mailda sivrisineklerden korunmanın yollarını yazıyorlardı.
Birkaç madde ben de onlardan alıntı yapıp buraya koyuyorum.
Çok renkli kıyafetler giymemeliymiş sinekler canlı renkleri tercih edermiş
Sinekler bazı parfümleri tercih edermiş o sebeple şampuan, krem ve sabunlarımızda parfüm ya da esans olmamasına özen göstermeliymişiz
Bir de çok ısırma saatlerinde fazla dışarıda durmayacakmışız. (Bu biraz komik olmuş bence. Yok artık daha neler sivrisinek var diye içeri kapanalım) İlk iki maddeye dikkat edelim. Birkaç tanesi bana yapılamaz gibi geldi.Onları da yazmadım. Durgun sudan uzak duralım. Iyi göl kenarına falan gitmeyiz oralarda hakikaten çok sivrisinek olur. Hem de baba sivriler olur. yedi mi adamı bitirir. Bir de sürülebilecek bir ilaçtan bahsediyor. Ama 3 yaşın altına bu tip ilaçlardan sürmemek gerekiyormuş. Türkiye'de de satılıyor bazı ürünler buna ilişkin. Özellikle lemongrass kokusunu sevmiyorlardı galiba hayvanatlar, bitkisel olup da içinde lemongrass olan bir ürün varsa onu kullanabilirsiniz.Ben de rastlarsam buradan yazarım.

Sevgiyle kalın